20 Mayıs 2011 Cuma

BİR PAPAZIN ÇAYIRI KLASİĞİ ( HERKES OKUMALI )

Büyük bir gümbürtü var bu sokaklarda


Gazete sayfalarından taşıyor sesleri; televizyon programlarından, radyolardan, dava dosyalarında dinlenen konuşmalardan. Meclis Başkanları konuşuyor; Kulüp başkanları, sekreterleri, ortak basın açıklamaları, mafya babaları çıldırmış gibi. Aklını kaybetmiş bu kalabalığın ortak dili Türkçe, cümleleri küfür, iddiaları yalan, delilleri komplo teorisi.

Belediye Başkanları "Fenerbahçeliliğimi dondurdum, bu sene şampiyon olamayacak" diye bağırıyor. Zamanında Fenerbahçe'de kaleci olmuş bir futbolcunun gol yemesinden bin teori uyduran taraftar, Ankara'da Fatih Tekke için pankart açıyor, tam bir hafta sonra bir anda sevdası Rıza Çalımbay oluyor.

Genel Başkanları İsviçre'de 8 hesabı olduğu iddia edilince iftiracılar, yalancılar diye köpüren partinin milletvekilleri, televizyon kanallarında "duyum" üstüne açıklama yapıyor "yalansa nasılsa ortaya çıkar" pişkinliğine hızla geçiyor. Meclis Başkanları "Trabzon'un Şampiyon olmasını istiyorum" diye bağırıyor, iki haftada bir kere. Ezeli rakibin takım kaptanı katılıyor koroya, canlı yayında.

Gençlerbirliği futbolcularının "Trabzon için oynadık" sesi, Karabüksporlu bir futbolcunun "saha içinde de iyi oynuyorlar saha dışında da" iftirasına karışırken, bir hafta sonra, Sivasspor'un Fenerbahçelilere ayırdığı tribüne kadar bulaşıyor yöneticilerin dilleri.

Ceza sahası içindeki açık müdahaleye penaltı çalınmasına "şaibeli" diyenler, Burak Yılmaz'ın ceza sahası dışında verilen penaltısında havaya zıplayanların ta kendisi.

Tam 10 sezondur yüzü kızarmadan Fenerbahçe'nin federasyonu, medyayı, hakemleri ve kuzey deniz saha komutanlığını parmağında oynattığını iddia eden, su testisi kriteri Hıncal, Darth Sidious tonuyla bağırıyor yeniden "penaltılar penaltı değil, Fenerbahçe'nin şampiyonluğu önceden belli."

Küme düşmeyeceği 31. hafta kesinleşenle, 17'de 17 parolasıyla yola çıkıp ilk 5'e gireninden, Fener maçında savunma öncelikli olarak sahaya çıkıp Trabzon maçında "açık futbolu" tercih edene kadar hepsinin ağzında delirmiş kelimeler.

Gümbürtüyü duyuyor musunuz?

Bu sarı lacivertin gelişinin paniği.

Gökkubbeyi yere indirseler, bastığımız toprağı bir halı gibi ayağımızın altından çekseler, ayı gümüş, güneşi altın diye önümüze serseler bir kez olsun dönüp bakmayacağız.

Anasını sikin diyen Mafya babalarının, İBB maçında 60.000 kişiye oynadığı zaman susan ama takvim Sivas olduğunda konuşan genel sekreterlerin, "saha içinde de saha dışında da iyi oynuyor" sözünden "deplasmanda da iyi oynuyor" sözünü çıkartan ancak "biz futbolu böyle oynarız" yazısından "yani nasıl oynarlarmış, ne demek bu" diye komplo teorisi yaratan zihniyetlerin inadına,

Şampiyon olamasak da, olmasak da, kupanın yanından geçemesek de,

Ben diyorum ki hüznümüzü gönlümüze bastırıp gururla duracağız karşınızda,

Bu manyak, bu akıldışı, bu ahlak dışı, bu rezil dünyanın tam ortasındayız bizler, işte aldığımız formalar kardeşim, işte gördüğümüz şampiyonluklar, işte bir Denizli maçından sonra kalbimize dercettiğimiz gözyaşlarımız var.

Çok acı gördük, çok büyüklük gördük, çok yükseldik ve düştüğümüz de oldu, hep daha iyi oynasınlar istedik, hep daha çok gol atıp yensinler. Yetmedi bize kardeşim 3-5, 6 olunca 10'u istedik.

Siz baktığınızda kahrolursunuz, bizin gönlümüzde Alex'in Ankaragücü'ne attığı gol değil, sanat. Orada heykel gibi bir duruş var, Michalengelo'nun Davud'u, orada topun inişi iniş değil, Van Gogh'un fırça darbesi, arkasından yükselen tezahürat değil, ses değil, gönüllerinizi yakan, gözlerinize yaş düşüren, Mozart'ın requiem'i.

Sarı lacivert çubukluyla çıktı mı bu çocuklar sahaya, oynadıkları top değil, sevgimiz, heyecanımız, çünkü iyiler de kazanır lan bu dünyada. Küfürlerinize rağmen kazanırlar, ağzınızı işgal edip dudaklarınızda iftira olan hırsınıza rağmen kazanırlar, Devlet Bakanlarınıza, nüktedan Başkanlarınıza, TBMM Başkanlarına, Büyükşehir Başkanlarına, her şey mübahtır anlayışınıza rağmen kazanırlar.

İpinden kopmuş komplo teorisyenleriyle çizdiğiniz algı gümbür gümbür sallanıyor ya her golde,

Lugano'nun vurduğu top fileye değil de, hepinizin hayallerine giriyor ya hani, geminin limana girişi gibi,

Mızrak gibi kalkıyor ya binlerce kol, onlar kol değil Davud'un Calut'un alnında patlayan sillesi.

Gümbür gümbür geliyoruz. Öyle afilli. Bembeyaz şortlarımız, bembeyaz çoraplarımız, simsiyah kramponlarımız yemyeşil çimlere her değdiğinde, titretiyoruz hepinizi, "yine kazanacaklar" diye.

Çünkü tam bitmişti derken kalkabilir Fenerbahçe. Malatya'ya yenilmesiyle dalga geçerken boğazınıza dizer Arena'da, İnönü'de, 19 Mayıs'ta, Atatürk Olimpiyat'ta, iki haftada bir Saraçoğlu'nda.

Çünkü top oynuyoruz kardeşim biz. 7 kişi 8 kişi 70 dakika kapanan takımlara karşı 90. dakikanın uzatmasının son saniyesinde didiniyoruz hala.

Çünkü manyaklığınızla uğraşıyoruz, yumruk atan adamları bağrınıza basmanızla, sahaya rakı şişesi atan adamları unutturmanızla, 17 yaş altı takımını kendi evinde dövenleri sahiplenmenizle, berabere kalan bir maç sonrasında maçta oynamayan bir takımı suçlayacak başkanlarınızla, hıncalınızla, ermanınızla, ağaoğlularla, evdeki son maçında bilet almayıp bir hafta boyu komplo teorisi kuran taraftarlarınızla, kafamıza attığınız mermerle, 5000 kişi sahayı bastığında "bahane arıyorlar" tiynetindeki başkanlarınızla, başka adamın formasıyla sporcusunu sahaya çıkartıp bunu herkese yedirmeyi bekleyen yöneticilerinizle, kimsenin kıymet vermediği gazete yazarlarınızla.

Şampiyon olmayalım,

Sarı laci sahaya çıktığında gümbür gümbür sağır ediyor ya kulaklarınızı, titriyorsunuz ya kupaya elimiz değecek diye, biliyorsunuz ya iyi olduğumuzu, her maçı izleyip kahroluyorsunuz ya, yalanınız, iftiranız son sığınağınız olduğunda bizim hala gözlerimizi yaşartan Alex'imiz var ya,

Mutluyuz yahu?

Biliyoruz kimin iyi kimin kötü olduğunu,

Görüyoruz kimin iftira attığını ve kimin iftiraya maruz kaldığını,

Duyuyoruz emek harcayanları ve emeği şikeyle, şaibeyle karanlığa boğmaktan haz alanları,

Umut kuruyoruz, hayal ediyoruz, bu pisliğin içerisinde güzel bir maç daha bekliyoruz,

Boğazınızdan geçmiyor ya hiçbir golümüz,

Gümbür gümbür geliyoruz.

Duyuyorsunuz, sokaklarda, caddelerde, gittiğiniz her yerde.

Önce uzaktan geliyor, sonra evinizin içinde, bir patırtı, karmaşa, gökgürültüsü gibi bir anda:

Fenerbahçe. Fenerbahçe. Fenerbahçe. Fenerbahçe.

Hiç böyle sevmediniz be kardeşim, İzmir'in alsancağında sarı lacivet bayraklar olacak pazar günü, aynı Sakarya'da, Düzce'de meydana asılacağı gibi. Sivas festival yapacak o gün, aynı Ankara'nın Kızılay'ında formalı çocukların güleceği gibi.

Babalar oğullarına forma alacak o gün, Lefter'i anlatacak bir kere daha, küçücük kızlar Alex'i izlemek için geçecek televizyonun karşısına, Kayseri'de 55 yaşında bir adam koltuğun üstüne çıkacak uğuru bozulmasın diye, Atina'da bir Fenerbahçe'li Hz. Meryem'den yardım dileyecek, Trablus'ta bir adam Allah'a dua edecek o gün. Şam'dan Bosna'ya, Bakü'den Edirne'ye kaç dilde yakaracaklar rablerine,

Gümbür gümbür geliyoruz,

Yapayalnız, tek başına, birbirinin halinden anlayanlarla, gökte uçan uçurtmaya bakar gibi balkondan sallanan bayrağa bakanlarla, sokakta Niang diye bağıran çocuğun neşesiyle, sağ kanattan bindiren Gökhan Gönül'ün teriyle, bağırmadan çağırmadan, iftira atmadan, kalbinden geçeni saklamadan,

Şampiyon olmak için geliyoruz.

Oradayız. Tam karşınızda.

papazıncayırı.blogspot.com dan alıntıdır. Ellerine, yüreğine, kalbine sağlık.....

12 Mayıs 2011 Perşembe

Ver Leftere Yaz Deftere


geçmiş yılları geri getiremezsiniz, ama anılarınız hep sizinledir, ister kendi sahanızda ister deplasmanda, rakip sahada oynayın. anılarımda fener'in yaman futbolcusu ve giderek ilahı olan büyükada'lı lefter küçükandoniadis'in hep yeri olmuştur. radyoda muvakkar ekrem talu ya da sulhi garan'ın "naklen" anlatttığı futbollu, gazozlu, leblebili, "çocuk haftası" ve "binbir roman"lı çocukluk günlerimden bugüne, gönlümün bir köşesinde hep yer verdiğim bir "kalo anthropo", benim deyişimle okkalı bir insandır lefter.

anneannemin teyzemle birlikte gittiği halk pazarında bana aldığı ve o günler için büyük yenilik sayılan madeni fb tokalı plastik kemeri takardım kısa pantolonlarıma. plastik kemerler koptu gitti, lefter'li yıllardan lefter'siz yıllara, sarı-lacivert çubuklu formalardan çubuksuzlara, zaman gelip geçti. ama o, aklımızda hep kaldı; top sihirbazı, aynı zamanda efendilik ve vefalılık simgesi olarak.

o, bu topraklarda yaşayan bir bizanslı'dır, bir osmanlı'dır ve gerçek bir türk'tür. yeşil sahaların devini son olarak haziran 1960'ta ankara 19 mayıs stadyumu'nda izlemiştim, türkiye'nin iskoçya ile oynadığı millî maçta. ilk golü metin atmış, sonra da "ordinaryüs" lefter'in iki şık golü gelmiş, genç şenol da skoru tayin etmişti: 4-2 sanıyorum, ilk kez britanya adaları'ndan bir millî takımı yeniyorduk. 18 yaşında bir genç olarak çok mutlanmıştım. lise sonrasında yüksek öğrenim için yurtdışına gittiğimden bir daha onu işbaşında görme olanağım olmadı. kayıplı çıkan benim. sahaya 9 kez de kaptan olarak çıkan lefter'in millî maçlarda attığı toplam 22 gol rekorunu ancak geçen yıllarda hakan şükür kıracaktı. ama futbol tarihimizde istanbullu rum kökenli vatandaşımız lefter küçükandoniadis'in 1948 nisanı'nda yunanistan'la atina'da karşılaşan türkiye millî takımı'nın galibiyet golünü atması kadar anlamlı kaç gol vardır ki?

1925 doğumlu lefter gerçekten yetenekliydi. çok genç yaşta büyükada'da futbol oynarken dikkatleri çekti. abisi beyoğluspor'da oynuyordu. ancak, onu taksim kulübü kaptı. taksim'in birinci takımında oynadığı zaman yaşı henüz 16'ydı. iki yıl boyunca istanbul mahalli liginin en gözde oyuncuları arasında gösterildikten sonra diyarbakır'da tam dört yıl süre ile askerlik görevini yerine getirecekti. şimdilerde çoğunun operet askerliği yaptığı profesyonel futbolcularımızı düşünüyorum da... ama o günlerde askerlik gerçekten uzun sürerdi, çünkü 2. dünya savaşının türkiye üzerine yaklaşan gölgesi silahlı kuvvetlerimizin mümkün olduğunca güçlü tutulmasını zorunlu kılıyordu.

mehmetçik lefter, 1946 yılının aralık ayında terhis olup istanbul'a döndüğünde bu kez onu taksim'den transfer etmek için fenerbahçe kulübü bekliyordu. açık profesyonelliğin olmadığı o günlerin 200 lirasına fenerbahçeli oldu lefter. büyükada'nın ele avuca sığmaz çocuğu 1947'den 1965'e sarı-lacivert formasıyla türk futbolünde gerçek bir efsane olacaktı. leftet yurtdışında futbol elçimiz olarak da dikkatleri çekti. 1951-52'de 20 bin lira karşılığı transfer olduğu italya'nın fiorentina, 1952-53 sezonunda ise fransa'da nice takımında oynadı. ama o büyükada'sız yapamıyordu. yurda döndü ve 1965'e dek yeniden fenerbahçe'yi başarıdan başarıya götürdü. ne çalımlar, ne frikikler, kornerler, ne penaltılar attı; rabbim, şapka çıkartırdı. ah o günlerde bizde tv olsaydı da yıllar sonra, soluk ve çizilmiş siyah-beyaz birkaç film karesi yerine, onu "banttan" izleyebileydik... onu top koştururken görmeyenler şanssızmış, karşısında oynamayanlar ise ne kadar da şanslıymış diye düşünürdük, eminim.

"müdafilerin" korkulu rüyası "ser muhacim" lefter, futbola erken başladı, geç bitirdi. yeşil sahalara veda ettiğinde 38 yaşındaydı. ama nüfus kâğdı 41 yazıyordu. öyle ya, minik ustaya taksim kulübünde lisans çıkarabilmek için yaşını büyütmek zorunda kalmışlardı. fenerbahçe formasıyla 615 maça çıkan ve 18'i ezelî rakip ama dost galatasaray'a, toplam 423 gol atan lefter, gerçekten uzun verimli bir yıldızdı. taraftarın "ver lefter'e yazsın deftere" sloganı boşuna çıkmamıştı. hele üstad bir "ceza alanı"na girmesin, ince bir bilek hareketi, bakmışınız top filede.

ne var ki, bir metin oktay'ın, bir can bartu'nun, bir hakan şükür'ün tersine, lefter, ne futbol oynadığı yıllar ne de eline geçen paralar açısından alın terinin gerçek karşılığını pek alabildi. tıpkı bir başka doğal yetenek beşiktaşlı şükrü gülesin gibi. ii. dünya savaşı sırasında millî maçlar yapılamadı. millî maçların yeniden başladığı dönemde bile, türkiye'nin oynadığı millî maçlar yılda birkaçı geçmiyordu. bereket, lefter 1948 olimpiyatlarfna katılan ve 1954 dünya kupası finallerinde oynayan millî takımımızda yer aldı. genelde yabancı arenalara uzak bu kısır ortama karşın, "ilklerin adamı" lefter, gene de türkiye'de millî formayı 50 kez giyerek "altın şeref madalyası'nı alan ilk futbolcumuz olmayı başaracaktı.

fenerbahçe formasıyla, amatör mahalli liglerin dışında, 2 kez istanbul profesyonel ligi, 3 kez türkiye şampiyonluğu da yaşayan lefter'in "jübile"si yapıldı, ama futboldan kopmadı. önce, yunanistan'da egaleo ve güney afrika'da johannesburg takımlarında oyuncu-antrenörlük yaptı. ardından samsunspor, orduspor, mersin idman yurdu ve boluspor'da teknik direktör olarak sahaya çıktı. son yıllarda spor yazarlığını sürdüren futbol virtüözü lefter, saha dışındaki efendiliğiyle de hep sevildi ve hep sevdi. çapkın mıydı? belki. ama karda yürüdüğünde izini belli etmedi. eşini ve yavrularını hep el üstünde tuttu.

türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcuları sayıldığında adı ilk sırada gelen lefter, büyükadalılıktan da hiç vazgeçmedi. istanbullu ünlü birçok rum kökenli sporcunun yaptığı gibi, örneğin sofyanidis, kasapoğlu, yunanistan'a göç etmeyi de hiç mi hiç düşünmedi. o, mahallesinden, komşularından, bakkalından, kasabından, manavından, tozlu futbol sahasından, eşeklerinden, faytonlarından, vapurlarından hiç kopmadı. "ohi pedimu!"...kahvede, lokantada dost masalarındaki yerini hiç boşaltmadı. bizdendi, bizlerle kaldı. bizlere ne haç, ne hilal, ne de davud'un yıldızı fark eder, bizler insan'ı severiz çünkü. eskiden olduğu gibi, bugün de aynı evde, adalar belediyesi tarafından adı verilen "fenerbahçeli lefter sokak"ta oturan 77'lik delikanlıya, türk futbolunun ölümsüz oyuncusuna, çocukluğumun kahramanına, gençliğimin gururuna "yassu lefterimu!" diyorum, canı gönülden.

Bu yazı Artun Ünsal tarafından 2002'de kaleme alındı..

BUNLARI DA TAKİP EDİN

Bu Blogda Ara

İzleyiciler