28 Ekim 2009 Çarşamba

Fener etkisi..!!

Derbinin üzerinden iki gün geçti..!!
İlk akşam kimsenin pek sesi çıkmadı-çıkamadı, ertesi gün "yensek nolcakki.? Altı üstü 3 puan.!" edebiyatları günüydü ama bugünden itibaren Tv programlarında, gazetelerin köşe yazılarında, bloglarda yavaş yavaş "küfür yedik, sahada futbolcularımıza dayak atıldı, hakem artniyetliydi vs." geyikleri dönmeye başladı..!!
Kızıltoprak'ta 500 polisin arasından "Zamanı geldi" pankartı açıp "götoğlanlarına koyalım allah aşkına.." şarkılarıyla hiç kimseyi tahrik etmeden efendi efendi stada geldinizya..!!
Maç başlamadan Türk futbolunun ve Galatasaray'ın en umut veren ve en iyi futbolcusu(yandan yemişi..!!) olan takım kaptanınız perfect Türkçe bilen Baroni'ye "akıllı ol ananı sikerim.!" diye racon kestiya..!!
Maçtan sonra futbol hayatında İstanbul'un bu yakasında galibiyet görmeyen abisi de "burası Brezilya değil.!" dediya işte o zaman yarıldım gülmekten..!!
Tatlı su kabadayıları sizi..!!Keita'ya gelince bir tane televizyon veya resim karesi gösterin su bardağı bir tarafına gelirken gösteren dişimi kırarım, adamın su bardağı 1 metre uzağından geçti ama sanki "magnumla vuruldu.!" dimi..!! Yok kafası yarılmış, gözü çizilmiş, allah aşkına en ufak bir çizik olsa o günden beri boy boy tvlerde gazetelerde çıkmazmıydı, kolpacılar sizi..!!
Keita o akşam atılmak için elinden geleni yaptı, yani takımını alenen sattı, uyanın artık..!!
O akşamın bence olan en üzücü olanı Baros'un ayağının kırılması ve yan hakem Tarık Ongun kafasına isabet eden paraydı onun haricinde tribünlerin maçın durmasına etki edecek bir etkisi yoktu, bütün taç atışları ve kornerler rahat rahat kullanıldı..!!
Galatasaray'ın golüde bir kornerden sonra geldi ve hatta golden sonra Balta'yla Keita'nın tribünlere yaptığı hareketlerde bile o tribünlerden bişeyler atıldığını gören varmı..!?
Sahaya atılan meşalelerin Galatasaray'ın golünden sonra deplasman taraftarına ayrılan tribünden atıldığını görmeyen varmı..!?Yaa aslında fazla uzatmaya gerek yok, tek yapılması gereken ligin ikinci yarısında Mecidiyeköy'deki maçı bekleyip, görüp sizden misafirperverlik öğrenmek dimi centilmen arkadaşlarım benim..!?

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ !

dogdugungun BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - BÜYÜK MAÇ ÖZEL

Bir umut varmış, bu sefer kazanacağız diye. Gencin birisi çıkmış televizyona her sezon kazanacağız diye geliyoruz, bu sefer kesin kazanacağız demiş, stüdyodakiler gülmüş. Maç başlamadan önce Todori’ye gidilmiş, herkes içiyormuş ama sanki coşku azmış. Oradan Nazlı yapılmış, polis aracına bira şişesi fırlatılıp abartılmış. Sonra erkenden tribüne girilmiş, herkesin yerinde sanki iki kişi varmış. Maç başlamadan önce açılan bayrak komik bir telefon konuşmasına neden olmuş. Tam yanımdaki arkadaş, telefondakine yerini anlatırken Büyük bir bayrak açtık ya, onun altındayım demiş.

Maç başlamadan parçalının kaptanı arkadaşlarını tribüne götürmüş, geçerken çubukluları rahatsız etmiş. Dönerken de gidip bir çubukluya sataşmış. Diğer çubuklular bitmiş orada, o sırada çubuklu parçalı birbirine girmiş. Olan yardımcı hakeme olmuş kafası yarılmış.

Sonra maç başlamış, konuklar çok inanmış yine ama nafileymiş. Her yerde basmış çubuklular, her parçalının karşısında 2 çubuklu varmış. Çünkü her çubuklu, Kadıköy’de 10 çubuklu gücünde oluyormuş.

Maç içince bazı parçalılar kendilerini kaybetmiş, Keita topu bomba sanıp komisere götürmüş, Hakan Balta golü atınca maçı kazandılar sanıp tribünlere hareket çekmiş. Aydın buldukları tek pozisyonda korkudan yere düşmüş. Leo Franco devraldığı görevi yerine getirmiş, o da adını 3 gol üstü yiyen Galatasaray kalecileri arasında yazdırmış.

Doktor sahneye çıkıp işi bitirmiş. Bitti derken de İspanyol Kralı gerçek Fenerli olmuş. AyhanBu stadda büyü mü var? diye sormuş, Sabri Sen hiç Fener galibiyeti gördün mü bustadyumda? diye sorana Görmedim abi yanıtını vermiş.

Maç bitmiş hakem hataları konuşulmaya başlanmış. Rıdvan dışında kimse Servet’in Lugano’yu boynundan tutup yere indirmesini görmek istememiş. Ama ne olursa olsun luk et dı tabela olmuş, 10 yılda 10 galibiyet, atılan 27 gol tarih sayfalarına geçmiş.

Aslında Kadıköy’de bize bayram varmış tasa yokmuş, düşman kardeşe umut varmış suyokmuş.

OLMUŞ BU

28.10.2009

gsagla OLMUŞ BU

Şimdi medyada gördüm. Seyretmediğim/seyredemediğim ve hatta 10.000 Galatasaray taraftarı dışında kimsenin izleyemediği Galatasaray televizyonunda yayınlanan bir röportajda söylemiş bunları Rijkaard. Klasik Adnan Polat taktiği. Maçtan hemen sonra ‘Çok iyi ağırlandık’, eve varınca ‘Canımızı zor kurtardık’. Maçtan hemen sonra ‘Hakem çok iyi yönetti’, eve varınca ‘Hakem yüzünden yenildik’. Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar durumu.

Saygı duyduğum Rijkaard da aynı taktiğe geçti. Maçtan sonra bu atmosferde herkes top oynamak ister, müthiş bir atmosfer diyen Rijkaard’dan bahsediyorum bu arada. Florya’nın suyundan mıdır nedir anlamıyorum.

daumrijkaard OLMUŞ BU

Bu ifadeler maçtan hemen sonra yaptığı basın toplantısından;

Özellikle maçın başında tansiyon çok yüksekti, futbolcular çok gergindi. 1-0’dan sonra toparlandık ve maça geri döndük diyebilirim.

Puan kaybedilmişse bunda benim de hatam vardır.

Burada inanılmaz bir atmosfer var. Herkes burada oynamak ister.

Burası zor bir stat olabilir ama Fenerbahçe’yi burada yeneceğiz.

rijkaard01 OLMUŞ BU

Bu da en son konuşmasından;

Bizden korktukları için maçı sistemli bir şekilde provoke ettiler.

Provokasyonu iyi yapıyorlar, bizim ise sadece akıllı olmamız gerekiyordu.

Yaşanan tüm olaylar Fenerbahçe’nin stratejisinin bir parçasıydı. Çünkü, bizim iyi bir takım olduğumuzu biliyorlardı. Ama ne yazık ki onların oyunlarına geldik.

Kadıköy’de futbolu kirleten görüntülerin yaşandı. Stattaki atmosferin çok gergindi. Futbolcuların sakin kalmaları zordu.

Futbolu kirletenler arasında Baroni’ye saldıran Arda yok mu? Carlos’a yumruk atan Keita yok mu? Gol atıp rakip takım taraftarına kol böreği çalışması yapan Hakan yok mu? Madem Keita hakim olamıyor sinirlerine, ne iş yaparsın? Çıkart oyundan. Aynı şeyi Kasımpaşa maçında da yaptı Keita, önlem alsana. İlk golde ofsayt var gibi evet. Ama Lugano’nun attığı gol de bence dışarıdan çevrilmiyor.

luganoservet OLMUŞ BU

Hadi geçtim onu Servet’in Lugano’yu boğazından tutup yere vurması penaltı değil mi?

luganoservet1 OLMUŞ BU

Servet’in Gökhan’ın Kazım karşısında kendilerini yere bırakıp faul almaları nedir, Kazım kaleciyle karşı karşıya kalıyordu? Bırak hepsini Alex’in penaltısında Leo Franco neden oyunda kaldı, ödül gibi. Yazık, saygınlık kolay kazanılan bir şey değil ama çok kolay kaybedilen bir şey. Türkiye’nin en büyük iki kulübünden birisi Galatasaray’ın teknik direktörü, bu sidik yarışması taraftar muhabbetini keşke televizyonda yapmasaydı. Ve aslında keşke doğru çıkmasa bu haber.

Muahahsahdadhah



26 Ekim 2009 Pazartesi


Sen Yenisin Galiba..

Gerçek Türkiye'ye ve Türkiye gerçeğine hoş geldin Frank.. Arkadaşlarının yanında yerini alabilirsin.. Yabancı değiller, hepsi tanıdık isimler.. Seni bekliyorlar;

1999-2009 Kadıköy Katılımcıları; Fatih Terim, Mircea Lucescu, Gheorghe Hagi, Erik Gerets, Karl Heinz Feldkamp, Michael Skibbe, Frank Rijkaard...

Hepsine saygıyla, hürmetle...

Fenerbahçe: 3 - Galatasaray: 1

Stad: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Bünyamin Gezer, Serkan Gemçerler, Tarık Ongun.

Fenerbahçe: Volkan, Gökhan, Bilica, Lugano, Roberto Carlos, Mehmet Topuz, Cristian, Emre, Vederson (Selçuk Dk.90), Alex (Andre Santos Dk.76), Kazım (Guiza Dk.72).

Galatasaray: Franco, Sabri, Servet, Gökhan, Hakan, Ayhan, Mustafa, Keita, Elano (Aydın Dk.82), Arda (Kewell Dk.57), Baros (Nonda Dk.5).

Goller: Alex (Dk.12 ve 53 pen.), Guiza (Dk.90+2) / Hakan (Dk.56)
Kırmızı Kart: Keita (Dk.74)

22 Ekim 2009 Perşembe

Ortak Tutku

Yine bir ilkten bahsedelim. Bu haftasonu ciddi anlamda yoğun geçecek. Pazar günü saatlerimiz 20:00'i gösterdiğindeFenerbahçe-Galatasaray maçına kilitleneceğiz. Biz maçın ikinci yarısını izlemeye başladığımız sıralarda(21:15) ise Arjantin, el Superclasico'ya kilitlenecek. Kardeşler ilk defa(hatırladığım kadarıyla) aynı süre içinde ezeli rakipleriyle karşılaşacaklar.

Haydi FENERBAHÇE'm ¡vamos! mi BOCA !!
iki Kıta iki Ülke iki Şampiyon...

ADAMSIN BE !

BEN DEĞİL BİZ

arsenalgokhan BEN DEĞİL BİZ

Fenerbahçeli, kaptanlığı bence herkesten çok hak eden bir oyuncu.

Bu demeci, bugün Steaua maçından önce veriyor Gökhan. 1997′deki Steaua maçından behsediyor. Sanki sahadaymış, tribündeymiş gibi bahsediyor hem de. Ben değil biz diyor.

1997′den beri ilk kez buraya geliyoruz, 12 yıl aradan sonra. 1997′de buradan boynumuz bükük ayrılmıştık. 2009′un yeni Fenerbahçe’si olarak buradan galibiyetle ayrılmak istiyoruz. Bunun için hafta içinde kazanmak adına tüm antrenmanlarımızı iyi geçirdik. Biliyorum ki Türk takımları burada genelde şanssız maçlar oynadı, genelde şansımız tutmadı. Biz de bir Türk takımıyız ama biz Fenerbahçe’yiz.

15 Ekim 2009 Perşembe

YORUMSUZ !

NİHAT GENÇ

NİHAT GENÇ
"Türkiye ligi her ne kadar 34 haftadan oluşuyorsa da,aslında bir sezon boyunca her takımın iki kere Fenerbahçe ile karşılaştığı bir süreçten ibarettir"

SON SÖZÜMÜZ FENERBAHÇE



Dursun Kaptan


"dursun kaptan bir kurtuluş savaşı türküsü. atatürk 19 mayıs'ta samsun'a çıktığı sıralarda karadenizli insanlar silah taşımak için batum'dan yola çıkıyorlar. fakat motorsuz kayıklarla, üçerli sıralı piyade kayığı deniyor bunlara. o sıralarda karadeniz'de ingiliz donanması geziyor ve en ufak bi karaltı gördüğünde batırıyor. o yüzden çok korkarak ve kıyıya yakın olarak gidiyorlar. bir tehlike gördüklerinde kayığın içindeki silahları kıyıya taşıyıp kayığı suya gömüyorlar, tehlike geçtikten sonra suyu boşaltıp tekrar silahları yükleyerek taşımaya çalışıyolar. türkü, bunun hikayesini anlatıyor. bir gün yine silah taşımaya giderlerken uzaktan bir gemi görüyorlar ve çok korkuyorlar. teknenin kaptanı, dursun kaptan dürbünü isteyip bakıyor hangi gemi acaba diye. o sırada, gizli kuvayi milliyeci olan osmanlı donanmasına ait gül cemal isimli bir gemi olduğunu görüyor ve çok seviniyor. bunun üzerine kayıktaki arkadaşlarından kemençeci ali'ye "kemençeni al, bunu bir kutlayalım" diyor ve kemençeyle irticalen bu türküyü söylüyor...

"Dursun Kaptan batumdan, avare etti kalkti,
Şişurdi yelkenleri, cigarasini yakti.
Pupa yelken giderken, küpeşteye yaslandı,
Dursun Kaptanı görsen, sanırsın bi aslandı.
Taka yükü cephane, Tirabizona varacak.
Düşmana rast gelirse, takaya batiracak.
Vardiyadan bağirdi , Dursun Kaptan bir duman,
Uşaklar hep ahesta ne diyecek kahraman.
Kaptan aldi aynayi, dediki gürcemaldur.
Bir horon edeceuk, kemenceyi kaldur.
Giderik yali yali, tutaruk makriyali.
Kemeri bordaladuk, vur kemenceyi Ali.
Piryas çakayi piryas selam olsun Rizeye.
Ellibes sefer ettik, Kuvvayi Milliyeye.
Of, Sürmene, Arakli, yanastik Tirabizona.
İstiklal savaşina çalistuk kana kana."

İdeal Kadro ve Daum




Kalede; Volkan Demirel
Savunmanın sağında; Gökhan Gönül
Tandemde; Bilica-Lugano
Savunmanın solunda; Andre dos Santos
Savunmanın önünde; Christian Baroni
Orta sahanın ortasında; Emre Belözoğlu
Orta sahanın sağında; Mehmet Topuz
Orta sahanın solunda; Özer Hurmacı
Forvet arkasında; Alex de Souza
Forvette; Semih Şentürk

Normali budur kendi futbol bilgime göre ama Daum ters adamdır. Yedek kulübesinde oyuncu sonradan girip skor üretecek oyuncu isteyecektir. O yüzden hep Semih-Mehmet-Özer ve Deivid yedek oturecaktır.

Fazla üstelememek lazım.Nihayetinde bana göre Daum benden ve ülkedeki çoğu insandan kat ve kat futbolu daha iyi biliyor ve birde üstüne üstelik Fenerbahçe'mizi çok iyi biliyor.

Abdülkadir Kayalı


Geleceğin büyük yıldızlarından biri olarak gösterilen Abdülkadir Kayalı'nın Cem Zamur tarafından yapılmış bir ropörtajını buldum, Uzun zamandır yaptığımız en iyi transfer sanırım:

İlk önce futbola nasıl başladığını öğrenebilir miyiz?

Ankara'nın Batıkent bölgesinde oturuyoruz. Her çocuk gibi futbola sokakta başladım. Kulüpte oynamaya başladığımda ise ilkokul birinci sınıftaydım. Üç sene Egospor'da oynadım ama sadece zevk için. Birkaç sene gitmedim, yine de okul takımı vasıtasıyla futbol oynamaya devam ettim. Sonra Ankaragücü'ne başladım. Yaklaşık 7-8 yıldan beri de Ankaragücü'nde oynuyorum. Tüm bunlar babamın teşvikiyle oldu. Ankara'da futbolcu olma hayali olan çocuklar ya Gençlerbirliği'ne ya da Ankaragücü'ne gider. Babam da bana sordu, "Hangisine gitmek istersin?" diye. Ankaragücü'ne gitmek istediğimi söyledim. Yaz okuluna başladım ve devamı geldi.

Hangi mevkide oynuyordun?

İlk önce santrfor oynuyordum. Çok da gol atıyordum. Minik takımda, C Genç ve yıldız takımda hep santrfor oynadım ve gol kralı dahi oldum. Sonra Arif Peçenek hocamız altyapıya geldiğinde beni izlemiş, ileride forvet olarak profesyonel futbol oynayamayacağımı söyledi. Oyun kurucu özelliğimin olduğunu görmüş. Onun da teşvikiyle orta sahada oynuyorum.

Oynadığın bölgeden memnun musun?

Tabii ki çok memnunum. İyi ki orada oynamaya başlamışım.

Niçin?

Topla oynamayı çok seviyorum, oyun kurucu özelliğimin olduğunu düşünüyorum. Forvet olarak devam etseydim mesela Muhammed ve Batuhan'ın bulunduğu takımda oynayamazdım.

Seni seyreden sanki yaşından çok büyük bir olgunluğa sahip olduğunu görüyor. Bu sende zaman içinde oluşan bir şey miydi, yoksa ilk başladığından beri saha içindeki tavrın bu muydu?

İlk günden beri böyleyim. Kendi yaşıtlarımla çok az maç oynadım. Bir sene yıldız takımda oynadım, sonra beni PAF takıma çıkardılar. Kendimi bildim bileli hep büyüklerimle oynuyorum. Bir senedir de A takımdayım. Hep büyüklerimle oynadığım için ister istemez onlar gibi davranıyorum belki de.

Kaç kardeşsiniz?

Üç kardeşiz. Ağabeyim üniversitede işletme bölümünde, kız kardeşim de Anadolu Lisesi'nde okuyor.

Onların spora ilgisi var mı?

Ağabeyimle beraber Ankaragücü'nde başladık ama o kaldıramayacağını düşündü. Yoğun tempoda, okul ve futbolun bir arada olamayacağını düşünüp öğrenimi tercih etti. Kız kardeşim de bir ara voleybol oynadı ama sonra devam etmedi.

İleride üniversitede okumak gibi bir düşüncen var mı?

Tabii. Liseyi bu sene bitirdim, spor akademisine gitmek istiyorum. Derslerim iyiydi ama futbolu tercih ettiğim için pek zaman ayıramadım. Üniversiteye mutlaka gitmem gerektiğini düşünüyorum.

Zamansızlıktan mı kaynaklanıyor tüm bunlar?

Evet, mesela kulübüm beni İngilizce kursuna yazdırdı ama hiç gidemedim. Kamplardan dolayı zaten eve zor gidiyorum.

Yanlış hatırlamıyorsam baban bankacıydı, ama senin hukuka karşı bir ilgin olduğunu biliyoruz. Bunu açar mısın biraz?

Hani siz dediniz ya saha içerisinde çok olgun gözüküyorsun diye… Sosyal hayatımda da böyle olduğumu düşünüyorum. Zaten herkes de öyle söylüyor. Babam "Senden iyi bir hukukçu olur" diyor. Ben de çok seviyorum hukuku. İlgim de var ama çok fazla zaman bulamıyorum.

Peki, bize U17 Avrupa Şampiyonası'ndan bahseder misin biraz?

İki senedir hemen hemen aynı arkadaşlarımla kampa geliyoruz. Kardeş gibi olduk. Evde ağabeyimle nasılsam, burada arkadaşlarımla da öyleyim. Birbirimize çok alıştık. En büyük hayalimiz de ülkemizde düzenlenecek Avrupa Şampiyonası'da şampiyon olmaktı. Maalesef yarı finali geçemedik. Organizasyon da çok güzeldi. Emeği geçen herkese teşekkür etmek lazım.

"Uzun süreden beri aynı arkadaşlarla kamplara gidiyoruz" dedin, başarınızı artıran etkenlerden biri bu mu sence?

Evet, devamlılık ve birbirimizi çok sevmemiz. Birbirini gerçekten sevdiğimiz saha içerisinde de belli oluyordur. Hep beraber oyun oynuyoruz, hep beraber oturup film seyrediyoruz. Sürekli bir araya gelip konuşuyoruz, eksiklerimizi tartışıyoruz.

Bu takımdan, "İleride oynayacağım takımda mutlaka bulunmalı" dediğin isimler var mı?

Çok var, hepsi var. Ama biliyorum ki bu çok zor bir olasılık. Eren Albayrak, Özgür Çek, Emre Çolak, Batuhan, aslında hepsiyle oynamak istiyorum. Hepsi çok yetenekli ve çok iyi insanlar.

Turnuvada bir kaza oldu, finale çıkamadınız ama oynadığınız oyun da ortadaydı. Değerli olan şampiyonluk mu yoksa "Türkiye çok iyi top oynuyordu" dedirtmek mi?

İkisi de çok önemli ama bence oynadığımız futbolla buralara geldiğimizi düşünüyorum. Tabii ki şampiyonluk çok önemli. Hem de kendi evimizde düzenlenen bir turnuvada. Ama öncelikle oynadığımız futbol daha önemli. Çünkü iyi futbol oynuyoruz.

Bunları kendi aranızda da konuşuyor musunuz?

Maç kasetlerini izliyoruz, herkes birbiriyle konuşuyor, özeleştirisini yapıyor. Bunun çok iyi bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu bizi kesinlikle geliştiriyor.

Senin futbol görüşüne göre sistem mi daha önemli, yoksa yetenek mi?

Yetenekli olmanın yettiğini düşünmüyorum. Hani derler ya ağaç yaşken eğilir. Altyapıda neler alırsanız, sistemi ne kadar doğru ve düzgün öğrenirseniz o kadar iyi olur. Zaten yetenekli olmasanız burada bulunmazsınız. Sistemi kavrayıp iyi bir altyapı eğitimi alınırsa çok daha iyi bir futbolcu kimliği ortaya çıkar.

Yabancı bir ülkede oynamak ister misin ya da niyetin var mı?

Bence her Türk futbolcusu Avrupa'da oynamak ister. Hedefinin de bu olması lazım. Çıtayı ne kadar yükseğe koyarsak, o kadar kendimizi geliştiririz. Benim hedefim tabii ki Avrupa'da top oynamak. Şu an Ankaragücü'nün futbolcusuyum ve kulübümü çok seviyorum. Genç yaşta takımımda oynadım. Bunun da çok büyük sevinci var. İlk önce Türkiye'de belli bir yere gelip daha sonra Avrupa'da oynamak isterim. Tabii Avrupa'da oynamanın en önemli etkeni de Milli Takımlar. Mesela Avrupa Şampiyonası oynadık. Böyle fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek lazım.

Peki, genç yaşta "Korkmadan Avrupa'ya giderim" diyebiliyor musun?

Bence korkmadan gitmek gerekiyor. Eğer başarılı olmak istiyorsak, gerçekten Türkiye'yi iyi temsil etmek istiyorsak gitmemiz gerekli. Bu yaşlarda "Ailemi özlerim, ailem gelmezse ne yaparım" demememiz lazım. Sonuçta bu bizim mesleğimiz. Şu an Ankara'da yaşıyorum, bu ülkede futbol oynuyorum ama ailemi yine çok az görüyorum. Burada çok az görmektense yurtdışına gidip, biraz daha özlem çekerim ama en azından iyi bir noktaya gelirim.

Senin Manchester City'ye gidip, ailen istemediği için geri döndüğün yazıldı. Bunun doğruluk payı nedir?

Öncelikle bu soru için çok teşekkür ederim. Bana bunun doğru olup olmadığını bugüne kadar kimse sormadı. Çok yanlış bir haberdi ve çok üzüldüm. İrlanda kampından sonra bana ve Batuhan'a teklif geldi, değerlendirdik. İlk başta kulübüm izin vermedi. Ben profesyonel değildim kulübümde. Üç yıllık bir mukavele imzaladık. Sonra bir kez daha teklif yaptılar. Babamla gittim. İlk başta şartlar oluşmamıştı ve kulübümün izni olmamıştı. Yoksa kulübüm de tabii ki orada yetişmemi, oynamamı ister. Babamla gittiğimizde kalacağım yerden, alacağım ücrete kadar her şeyde anlaştık. Sonra anlaşmak için yeniden kulübüme geldiler. Yine şartlar oluşmadı. Biliyorsunuz, Avrupa Birliği yasası var. Benim yaşım 18'den küçük. Babam ve annem benim istemem halinde kesinlikle geleceklerini söylediler. Çünkü babam her şeyi bana bırakır, benim futbolum hakkında hiçbir zaman yorum yapmaz. Bana çok destek verir ve son kararı hep bana bırakır. Bana da "Gitmek istiyorsan, gidelim. Gitmek istemiyorsan, senin için ne iyi olacaksa onu yapalım" dedi. Yani sebep ailem değil, şartların yeteri kadar oluşmamasıydı, o yüzden gitmedim.

Boş vakitlerinde kitap okuduğunu biliyoruz. Ne tür kitaplar okursun? Özellikle sevdiğin yazarlar veya kitaplar var mı?

Gazete, dergi okumayı da çok seviyorum. Genel olarak okumayı çok seviyorum. İngilizce merakım var. İngilizcemi geliştirmem gerektiğini düşünüyorum. İngilizce bir paragraf gördüğümde onu çözmeye çalışırım. Orhan Pamuk'un kitaplarını severim. Özellikle Benim Adım Kırmızı çok hoşuma gitti. Futbolcunun sadece futbolla ilgilenmemesi gerekiyor bence. Futbolcu çok göz önünde bir hayat yaşıyor ve topluma örnek olması gerekiyor. Çocuklar, taraftarlar bizi izliyor. Bizim hep doğru işler yapıp, kitlelere örnek olmamız gerekiyor. Her açıdan kendimizi geliştirmemiz lazım.

Avrupa'da ve Türkiye'de örnek aldığın oyuncular var mı?

Liverpool'un kaptanı Steven Gerrard. Hayranıyım desem boş olmaz. Sahadaki duruşu, kaptanlığı taşıması, takıma liderlik yapması, gerektiğinde ön plana çıkıp sazı eline alması… Bence dünyanın en iyi orta saha oyuncusu. Zidane'dan sonra tabii. Türkiye'de ise Aurelio ve Mehmet Topal var. Mehmet Topal kendini çok geliştirdi ve genç yaşına rağmen çok iyi bir futbolcu oldu. Ayrıca Hakan Şükür ve Rüştü Reçber'i de çok takdir ederim. Çok iyi profesyonel ve çok iyi futbolcular.

Milli Takımlarda ileride kendini nerede görüyorsun? U17'lerin kaptanısın, günün birinde A Milli Takım'ın da kaptanı olabilecek misin?

Bu takım kurulduğundan beri devamlı gelen oyuncular arasındayım. Kaptanlık yapıyorum ve beni bu konuma layık gören hocalarıma çok teşekkür ediyorum. Onların güvenlerine layık olmaya çalışıyorum. Milli Takım'da oynamak bir Türk futbolcusunun en büyük gururudur. Futbolun doruk noktası olarak görüyorum Milli Takım'ı. En üst düzeydeki Milli Takım'da elbette ki oynamak isterim. Hedefimi de öyle koydum. Ama öncelikle kulübümde başarılı olmam gerekiyor. İnşallah bu hayalime ulaşırım.

Eski yıllarda Milli Takımlar neredeyse İstanbul kulüplerinin gençlerinden oluşuyordu. Son yıllarda Anadolu kulüplerinden de çok sayıda oyuncu Milli Takımlara geliyor. Acaba bir şeyler mi değişiyor?

Türk futbolu gün geçtikçe gelişiyor. Tesisleşme, ekonomik imkânlar, hedeflerin yükselmesi anlamına geliyor. Anadolu'da çok yetenekli futbolcular var ve onlar da bu gelişmeyle birlikte kendilerini gösterebiliyor.

"Ankara'yı çok seviyorum" demiştin. İleride koparsan çok özleyecek misin Ankara'yı?

Tabii ki çok özlerim. Çünkü doğup büyüdüğüm şehir. Ankara'nın yeri benim için bambaşka. Avrupa'da Milli Takımlarla gezmediğimiz şehir neredeyse kalmadı ama Ankara gibi bir şehre rastlamadım. Düzeni, havası, rahat ulaşımı, doğal güzelliği, her şeyiyle çok seviyorum Ankara'yı.

İlerideki ana hedefin nedir?

Öncelikle kişiliğimden ve tavrımdan ödün vermemek isterim. Nasıl tanındıysam, öyle bilinmek isterim. Çünkü bir insanın yeteneği yanında, göstermiş olduğu tavır ve kişiliğiyle kendisini çok iyi yerlere taşıyabileceğini düşünüyorum. Tabii ki taşımak için değil de bu gerektiği için böyle olmalı. Yani insan içten gelen bir şekilde ama doğru davranışlar içinde olmalı. Futbola gelince Türkiye'de idollerden birisi olmak istiyorum. Orta saha denilince ben akla geleyim isterim. Orta sahada Ankaragüçlü Apo akla gelsin isterim. İz bırakmak istiyorum ve hedefim özel bir futbolcu olmak. Türkiye'de çok orta saha oyuncusu var ama parmakla gösterilen bir Mehmet Aurelio, Tugay Kerimoğlu, Tuncay, Alex var. Öyle olmak isterim. Herhalde herkes de olmak ister.

Avrupa hedefinin arasına başka takımlar girerse ne yaparsın? Örneğin başka bir takıma gidip iyice pişerek mi yurtdışına gitmek istersin, yoksa Ankaragücü'ndeyken teklif gelse hemen gider misin?

Direkt Avrupa giderim. Türkiye'de gerçekten çok büyük bir potansiyel var. Oynadığımız rakiplere bakıyorum, kendimize bakıyorum, çok üst düzey futbolcular olabiliriz. Bizde de yetenek var, onlarda da var. Ülkemizi temsil etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Biraz daha cesur olabilmeliyiz bu konuda. O yüzden hemen Avrupa'ya çıkardım ki, Avrupa'da bir tane daha Türk futbolcusu fazla olsun.

Senin bu sözlerini okuyacak olan genç arkadaşlarına ve yaşıtlarına neler söylemek istersin?

Bence herkes sadece futbolda değil, her alanda hedefini büyük koymalı. Yaşayacağı en iyi şekilde yaşamayı talep etmeli ve buna ulaşmak için çabalamalı. Futbolda iyi olmak ve futbolcu olmak isteyenlere ise şunu söyleyebilirim; öncelikle yaptıkları işe çok saygı duymaları ve profesyonelce yaşamaları gerekiyor. Bütün engelleri aşmak ve hedeflerine ulaşmak ve için bunların çözümünü sağlamaları gerekir.

11 Ekim 2009 Pazar

VELİAHT ÖZER.. BEKLİYORUZ !


ozer diyar mucadele Alexin veliahtı Özer!

Fenerbahçe’nin süper yıldızı Alex, takımdan ayrılırken formasını Özer Hurmacı’ya teslim edeceğini söyledi, “Benden bile iyi” ifadesini kullandı.

“Alex, futbolu bırakınca, locasından beni 10 numaralı formayla izlemek istediğini söyledi” diyen Özer Hurmacı, mutluluktan uçuyor. Fenerbahçe’ye imza attığı gün bıçak altına yatan Özer Hurmacı, bu yüzden sezon başı hazırlıklarına katılamadı. Böyle olunca da forma savaşının içine giremedi. Ancak onu geçtiğimiz yıllarda Ankaraspor ile oynanan maçlardan tanıyan Kaptan Alex, idmanlardaki performansını da görünce, övgü dolu sözler sarfetmeye başladı ve bunlar medyada yer aldı. Ancak Brezilyalı yıldızın övgüleri bu kadarla sınırla kalmamıştı. Bunu dile getiren de Özer Hurmacı oldu. Genç yıldız, attığı ve attırdığı gollerle Fenerbahçe tarihindeki yerini şimdiden alan Alex’le adeta bir baba-oğul ilişkisi içinde olduklarını belirterek, “O, gerçekten çok büyük bir futbolcu. Sadece sahadaki futboluyla değil, saha dışındaki davranışlarıyla da örnek alınacak biri. Antrenmanlardan sonra bile beni yanından ayırmıyor. Sürekli futbol ve geleceğimle ilgili öğütlerde bulunuyor.

‘Senin kadar iyi değildim’
Bunlar benim için çok değerli. Bir gün bana, ‘Ben, 22 yaşındayken senin kadar iyi değildim. Daha sonra iyi bir noktaya geldim’ itirafında bulundu. Daha da önemlisi, futbolu bıraktıktan sonra beni locasından, onun giydiği 10 numaları formayla izlemek istediğini ifade etti. Böylesine büyük bir yıldızdan bunları duymak olağanüstü güzel birşey. Ayrıca bu sözler, onun nasıl alçakgönüllü olduğunu da gösteriyor. Çok büyük bir camiaya geldim. Başta Kaptanımız Alex olmak üzere bana inanan, güvenen insanların beklentilerini boşa çıkarmamam gerekiyor. Bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım. İnşallah Kaptan Alex’in dediği gibi bir gün 10 numaralı formayı giyerim” dedi.

Rıdvan ile Güntekin

Rıdvan Dilmen: "Hafif saçları olan Fenerbahçeliyi, gidene kadar kel bırakır Guiza."

-

Güntekin Onay: "Garip bir lig. 3 maçı eksik olan Ankaraspor Sivasspor'un 4 puan önünde."

Yazıklar olsun


Bir önceki yazımda yazmıştım "adalet" diye ancak yine "adalet" yerini bulmadı.Profesyonal Futbol Disiplin Kurulu'nun verdiği karar;
8- GALATASARAY AŞ.'nin, 04.10.2009 tarhinde oynanan MKE ANKARAGÜCÜ-GALATASARAY AŞ. Turkcell Süper Lig fubol müsabakasında,taraftarlarının neden olduğu saha olayları takdiren 15.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
oysa PFDK,anonsçunun tahriki ile polisten dayak yiyen bir takımın taraftarına,şampiyonluğa giderken çok rahat seyircisiz oynama cezası verebiliyor.
İşin acı tarafı o maçtan sonra Vestel Manisaspor'un basın sözcüsü böyle bir açıklama yapmışken geliyor bu ceza;
"Sahamızda Fenerbahçe ile oynadığımız karşılaşma sırasında yapılan anons yüzünden çıkan olaylar,hepimizi üzmüştür.Görevi sadece maç öncesinde ve devre arasında taraftarları eğlendirmek olan bir kişinin böyle bir anonsu yapması,tribünlerde olayların çıkmasına neden olmuştur.Biz bir kez daha bu olaylar nedeniyle Fenerbahçe Kulübü'nden ve TARAFTARLARINDAN özür diliyoruz."
Ne kadar acı değil mi? Ondan sonra bazıları bir yerlerini yırtarak bağırırlar Fenerasyon diye.İşte Fenerasyon böyle bir şey.

2 Ekim 2009 Cuma

Bravo 55lira.com


Ölümü gösterip sıtmaya; 55'i gösterip 44 liraya razı etmeyin! İnat etmeyin!

Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu, yaptığı açıklama ile “7 galibiyetlik serinin şampiyonlukla neticelenmesi” için, 55 Lira olan kale arkası biletlerini, “DERBİ ve UEFA maçları hariç” 44 Lira’ya indirdiğini duyurdu.

Yaşanan sevindirici gelişme bir “başlangıç adımı” olarak mutluluk verici olmakla beraber, tribündeki boşlukları gidermek için, kesinlikle yeterli değildir.

Söz konusu “indirimli” fiyatların 2008-2009 sezonunda geçerli olduğu ve kale arkası tribünlerin hali hatırlanacak olursa, bu gerçek daha iyi anlaşılır.

55Lira.Com “Aşırı Pahalı Bilet Fiyatlarına Karşı Başkaldırının Simgesi”olmuştur. Bilet fiyatları halkın gelir düzeyine göre ayarlanana kadar bu simge altında devam edecek olan mücadelede, talebimiz ilk günden bu yana aynıdır.

“Ülkemizde kale arkası tribünlerini dar gelirli ve öğrenci vatandaşlarımızın doldurduğu” gerçeğinden hareketle;

Talep ediyoruz.

1. Kale arkası tribün bileti fiyatları mutlaka daha aşağı çekilmelidir. Kombine kart alan taraftarları mali anlamda mağdur etmeden yapılabilecek bir basit hesap mantığıyla; daha ucuz bilet fiyatlarında tribünü dolduracak taraftar, pahalı biletle maça gelebilen az sayıda insandan daha fazla kar getirecektir.

2. Migros tribünün belli bloklarında, örneğin alt katta, “Öğrenci Bileti” uygulamasına geçilmelidir. Bu aşamada stadyum yapısından kaynaklanabilecek fiziksel imkansızlıkların aşılabildiği, geçtiğimiz sezonlarda Maraton Tribününde yapılan bir takım uygulamalarda görülmüştür.

Tekrar ediyoruz.

Türkiye’nin aynası olan Fenerbahçe, ülke gerçeklerinin farkına varmalıdır.

Taraftarın, bilhassa Türkiye nüfüsunda çoğunluğu oluşturan öğrenci ve dar gelirlilerin, Fenerbahçe’yi tribünden seyretmesinin önünde yükselen maddi engeller kaldırılmalıdır.

Kale arkası tribünleri halka açılmalıdır.Ölümü gösterip sıtmaya; 55'i gösterip 44 liraya razı etmeyin! İnat etmeyin!

Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu, yaptığı açıklama ile “7 galibiyetlik serinin şampiyonlukla neticelenmesi” için, 55 Lira olan kale arkası biletlerini, “DERBİ ve UEFA maçları hariç” 44 Lira’ya indirdiğini duyurdu.

Yaşanan sevindirici gelişme bir “başlangıç adımı” olarak mutluluk verici olmakla beraber, tribündeki boşlukları gidermek için, kesinlikle yeterli değildir.

Söz konusu “indirimli” fiyatların 2008-2009 sezonunda geçerli olduğu ve kale arkası tribünlerin hali hatırlanacak olursa, bu gerçek daha iyi anlaşılır.

55Lira.Com “Aşırı Pahalı Bilet Fiyatlarına Karşı Başkaldırının Simgesi”olmuştur. Bilet fiyatları halkın gelir düzeyine göre ayarlanana kadar bu simge altında devam edecek olan mücadelede, talebimiz ilk günden bu yana aynıdır.

“Ülkemizde kale arkası tribünlerini dar gelirli ve öğrenci vatandaşlarımızın doldurduğu” gerçeğinden hareketle;

Talep ediyoruz.

1. Kale arkası tribün bileti fiyatları mutlaka daha aşağı çekilmelidir. Kombine kart alan taraftarları mali anlamda mağdur etmeden yapılabilecek bir basit hesap mantığıyla; daha ucuz bilet fiyatlarında tribünü dolduracak taraftar, pahalı biletle maça gelebilen az sayıda insandan daha fazla kar getirecektir.

2. Migros tribünün belli bloklarında, örneğin alt katta, “Öğrenci Bileti” uygulamasına geçilmelidir. Bu aşamada stadyum yapısından kaynaklanabilecek fiziksel imkansızlıkların aşılabildiği, geçtiğimiz sezonlarda Maraton Tribününde yapılan bir takım uygulamalarda görülmüştür.

Tekrar ediyoruz.

Türkiye’nin aynası olan Fenerbahçe, ülke gerçeklerinin farkına varmalıdır.

Taraftarın, bilhassa Türkiye nüfüsunda çoğunluğu oluşturan öğrenci ve dar gelirlilerin, Fenerbahçe’yi tribünden seyretmesinin önünde yükselen maddi engeller kaldırılmalıdır.

Kale arkası tribünleri halka açılmalıdır.

BUNLARI DA TAKİP EDİN

Bu Blogda Ara

İzleyiciler