28 Aralık 2009 Pazartesi

MUHTEŞEM KADRO

Solda Sağa : Kaptan Emre , Özkan , İlhan Kuş , Erdal , Emrah Çat , Salih , Müjdat , Fatih , Ünsal , Ali Abi , Metin , Özgür.... İnanılmaz Kadro :)

13 Aralık 2009 Pazar

HAYDİ ÖZER


Özer “2010 Benim Yılım Olacak"
Fenerbahçe Gazetesi`nin, 72. sayısında oyuncumuz Özer Hurmacı ile yapılan ve "2010 patlama yılım olacak" başlığını taşıyan röportajın tamamı şöyledir:

"Fenerbahçe`ye gelmeden önce futbolculuk kariyerinin 10 senesini gurbette, 5 senesini de Ankara`da geçirmişti. Küçük yaşlarda, futbol alt yapısında meşin topla tanıştığı günlerde de hep yetenekli bir oyuncuydu.. Ailesi de bu yeteneğin üzerine gitti. Kendisi de çok çalıştı.. Hırsıyla, azmiyle kendisini kanıtlayarak Türkiye`nin en büyük kulübüne, Fenerbahçe`ye geldi..

Sportif Direktörümüz Aykut Kocaman ile ilk tanıştığında, 3 kümede futbol oynayan 19 yaşında bir gençti Özer Hurmacı.. Ankaraspor`da kısa sürede kendisini kanıtlayarak çok genç sayılabilecek bir yaşta takım kaptanlığı sorumluluğunu yüklenmişti..

Kişilik yapısı olarak kaybetmeyi kolayca kabullenemeyen yapısı, yüklendiği kaptanlık sorumluluğu ile üst düzeye çıkmış, kaybetmenin, başarılı olamamanın stresini günlerce üzerinden atamayan kimlikli bir Özer Hurmacı rüzgarı esmeye başlamıştı futbol dünyamızda..

Fenerbahçe yönetimi, Aykut Hoca`nın da olumlu yaklaşımı sonucu, genç Özer`i geçen transfer sezonunda renklerimize bağlamıştı.. Ancak, geçen sezon sonunda yaşadığı ciddi bir sakatlık, onu sezon öncesi hazırlık kampına katılmaktan alıkoymuş, arzulanan formunu yakalaması böylece uzun zaman almıştı..

Fenerbahçe`ye daha uzun yıllar çok başarılı ghizmet verebileceğine herkesin inandığı Özer Hurmacı, bu ayki konuğumuz oldu.. Her sorumuza içtenlikle cevap verdi. Birlikte izleyelim..

Almanya kökenli bir futbolcusun.. Türkiye ile yurt dışı arasında futbol anlamında ne gibi farklılıklar var ?

"Almanya`nın alt yapısı Türkiye`ye göre biraz daha iyi diyebilirim. Çok genç yaştaki çocuklara büyük sorumluluklar verebiliyorlar.. Yurt dışında çok sık turnuvalar düzenleniyor. Ben Almanya`da salon futbolu da oynadım, bu benim teknik becerime olumlu katkı yapan bir tecrübe oldu..
Almanya`da çocuk yaşlardan itibaren çim sahalarda top oynamanız, genç yaşta daha çok yol kat etmenize yardımcı oluyor. Türkiye`de de artık alt yapıya özel bir önem veriliyor. Fenerbahçe`nin alt yapı tesislerinin Almanya`nın en iyi kulüpleriyle eşdeğer olduğunu söyleyebilirim.
Ben hep şunu öneriyorum. Türkiye`de her tarafa bina, apartman yapmak yerine iki tane güzel saha yapmak ve orada çocuklarımızın futbol oynamalarını sağlamak, ülke futboluna daha çok katkı sağlayacaktır.."

Sen de, Daum da aynı ekolden geliyorsunuz, buna rağmen aranızda farklılıklar oluyor mu?

"Benzerlikler çok ama tabii farklılıklar da var. Bu oyuncunun kendi kişisel yeteneği ve yetiştiği çevreye bağlı. Hocamız 27 yıldır teknik direktörlük yapıyor. Çok tecrübeli olduğu için birçok şeyi bizden daha iyi biliyor. Zaten bana göre futbolun dili her yerde birdir. Almanya, Türkiye, Brezilya fark etmez.."

"Özer Hurmacı`yı Özer Hurmacı yapan Aykut hocadır "

Aykut hoca ile aranızdaki bağı anlatır mısın?

"Aykut hocam ile tanıştığımızda ben daha 19 yaşındaydım. Üçüncü ligden kiralık olarak Ankaraspor`a geldim ve burada beraber çalıştık. Özer Hurmacı`yı Özer Hurmacı yapan Aykut hocadır diyebilirim.
Bana vermiş olduğu özgüven, futbolumu, profesyonellik anlayışımı ikiye hatta üçe katlamamı sağladı. Bana her zaman çok destek verdi. Ben de onu mahcup etmemek için de daha çok çalışıp, daha üst yerlere gelmek istiyorum. Ona ve Fenerbahçe camiasına bir borcum var ve şahsen bunun da bilincindeyim.."

Alex ile aynı takımdasın kaptanında seni çok beğendiğini biliyoruz takım içinde sana desteği nasıl?

"Alex`in Fenerbahçe`ye gelmiş geçmiş en büyük yabancı futbolcu olduğunu söyleyebilirim.. Ondan sadece futbol tekniği değil, profesyonellik yaşantısı konusunda da öğrenebileceğim çok şey var.. Antrenmanlardan sonra birlikte ikili çalışmalar yapıyoruz. Bana şimdiden çok şey verdi. Kendi yeteneklerime bunları da katabilirsem ilerde çok daha başarılı olabilirim.
Alex`i bir ağabey gibi görüyorum..Futbol kalitesinin yanı sıra karakter yapısıyla da zirveye ulaşmış bir insan.. Onunla birlikte aynı sahayı paylaşmak bile gerçekten heyecan ve onur verici!.. Ayrıca, medyada benim hakkımda söylediği olumlu şeyler, beni çok motive ediyor.."

"Ben hücuma dönük bir orta saha oyuncusuyum"

Mevki olarak ülkemizde yaratıcı oyuncu sıkıntısı var, bunu kendi özelliklerini katarak nasıl bağdaştırırsın?

"Bu sıkıntı sadece futbolda değil yaşamın her alanında var. Yaratıcılık kolay bulunan bir özellik değil. Futboldan bahsediyorsak yetenek ya da yaratıcılık çalışmadan, zorluklara katlanmadan bir işe yaramaz.

Ben kendimi sadece bir yerde değil, orta sahanın her bölgesinde görev yapabilen bir futbolcu olarak görüyorum. Maçın her dakikasında skoru değiştirebileceğimi düşünüyorum. Bunu kendime olan güvenimden dolayı söyleyebiliyorum. Özer Hurmacı`yı her yerde kullanabilirsiniz. İleride bunu da göstereceğim.."

Oyun içerisinde iki ayağını da iyi kullanıyorsun. Kendindeki iyi ve kötü özelliklerini sıralarsan aklına gelenler nelerdir?

"İyi özelliklerimi sıralarsam, epey bir yer tutar. Kötü özelliklerime gelirsek, kazanma hırsı çok yüksek bir futbolcuyum. Ancak bunu bugüne kadar gösterme imkânım az oldu. Önümüzdeki günlerde daha fazla forma şansı bulduğumda bunu taraftarımıza gösterebilirim.
Bir de kaybetmeyi kesinlikle kendime yediremiyorum. Küçüklüğümden beri kaybettiğim zamanlarda, bir iki gün üzerimden stresi atamıyorum, kendime gelemiyorum. Tabii bu da beni olumsuz etkiliyor. ."

Büyük takımda olmak sende ne gibi etkiler yarattı?

"Her şeyden önce büyük takımda oynamak çok güzel bir duygu. Hele bu büyük takım Fenerbahçe ise harika, tarif edilmesi güç bir duygu. Zaten futbolcuların büyük bir çoğunluğu büyük takımlarda oynamak isterler, ben de Fenerbahçe`ye geldim. Kendimi burada kanıtlayıp, Avrupa`da Türk futbolunu temsil etmek istiyorum."

Futbola başladığında bir idolün var mıydı?

"Tabii ki örnek aldığım futbolcular vardı. Küçükken boyum kısa olduğu için arkadaşlarım bana Diego diyordu, büyüdükçe Zidane`nın ekolünde yetiştiğimiz için onu örnek aldım. Bir de Edgar Davids`i çok beğenirdim."


Sakatlığın ve sonrasında artık kendini hazır hissediyor musun?

"Kendimi hazır hissediyorum ama ayağımdaki vidanın her sıçramam da batması veya ikili mücadeleye girdiğimde o vidayı hissetmem beni rahatsız ediyor. Yazın ameliyatla o vida alınacak ve ben tamamen rahatlayacağım."

Futbol dışında ilgilendiğin spor dalları var mı?

"Futbol dışında ilgilendiğim birçok spor dalı var. Basketbol, voleybol ve masa tenisini vakit buldukça oynayamaya çalışıyorum."

A Milli takımda seni ne zaman göreceğiz?

"Fenerbahçe forması altında 5-6 maç üst üste oynarsam o zaman A Milli takımın kapısının açılacağına inanıyorum. O yeteneğim var, kendime de güveniyorum. Açıkçası şu ana kadar hiç aday gösterilmesem de her zaman kendimi orada oynayabilecek gibi görüyorum. Çalışmaya devam edersem bir gün mutlaka bu hedefime de ulaşacağım."

Taraftarımıza yeni yıl için neler söylersin?

"2009 Fenerbahçe`ye transfer olduğum için benim için unutulmaz bir yıl. Ama aynı zamanda sakatlıklarla dolu bir yıl oldu. 2010 yılı için tek hedefim var sağlıklı bir şekilde, sakatlık geçirmeden futbol oynamak ve takımıma faydalı olmak. Lig de ve Avrupa`da çok büyük hedeflerimiz var. Başkanımızın sözü bizim sözümüzdür. Bunun bilincindeyiz. Son olarak taraftarımıza sesleniyorum: İçinde bulunduğumuz zor günleri, birlik beriberlik içinde aşacağımızı umuyorum.Herkes bu takıma güvensinler ve beni desteklemeye devam etsinler."

4 Aralık 2009 Cuma

TEK'İZ İŞTE VARMI ÖTESİ


FENERBAHÇELİ OLMAK
Fenerbahçe'li olmak Alex'i sevmektir , büyülenmektir...
Fenerbaheçe'li olmak Tanjeviç'ten nefret etmektir...
Fenerbahçe'li olmak orta parmak gösteren kadınla aynı takımı tutmaktır...
Fenerbahçe'li olmak başkanının derbi öncesi gönlüm x'ten yana açıklamasını sevinçle karşılamaktır...
Fenerbahçe'li olmak tek olmaktır...
1'e 17 olmaktır Fenerbahçe'li olmak...
Tek'iz ve mutluyuz... var mı ?

BLACK STOCKİNG

Bu takım övgülerin en güzelini hakediyor. Mükemmel bir takım olduk. Rakip olacağını zannetmiyorum bize. Akşam oynanan Spartak Maslak maçında futbol dersi verdi rakibine.Hatta rakip eski FENERBAHÇE'li Sercan Görgülü abimizide transfer ettiler ama nafile. Ders vermeye devam ediyoruz..

UÇTU UÇTU ERDAL UÇTU


Kedimisin bee kardeşim ! Kalede seyretmek zevk seni. Sanki kanatlanıyor uçuyor.Kalesini gole kapamış, öyle dik duruşu varki sahada, arkadaşlarına güven veriyor....

ERDAL CECH

Erdal mükemmel oynuyor bu aralar.Kalesinde devleşiyor her maç.Müthiş arzulu ve kendi söylemiyle keşke kaleciliğe erken başlasaydım. Evet bencede keşke başlasaydı ve şu an FENERBAHÇE'mizin kalesini o koruyordu.Hep böyle kal Erdal Cech.

17 Kasım 2009 Salı

TERBİYESİZLER!!!

ÇOK SAYGIDEĞER LİG TV COM TR YÖNETİCİLERİ !!!!

Sizin tarafsız bir site olduğunuza artık inanmıyorum.Hani nerde sizin çok bilmiş yöneticileriniz. Nerede o ağzı kalemi çok iyi laf yapan editörleriniz.Nerelerde köşe yazarlarınız. NEREDE,NERELERDE ? Ayıptır,Yazıktır,Günahtır hatta biraz daha ileri gidiyorum terbiyesizliktir sizin yaptığınız.Konu Galatasaray olunca kabuğunuza siniyorsunuz..Oysa birkaç hafta önce çok şeyler bilip çok şeyler söyleyip çok şeyler yazmıştınız. Ne olduda diliniz tutuldu,gözlerinize perde indi,elleriniz kalem tutmaz oldu. Lütfen cevap verin. Ne olur bir şeyler yazınki anlayalım sözde tarafsız olduğunuza ! . Güldürmeyin bizi. Kaldıki gülmemiz lazım ağlanacak halinize.Ogün şükrüsaraçoğlunda olanlar sadece kayıtlara geçebilicek arda ve cristian kavgasıydı ve sahaya hiç abartmıyorum atılan birkaç pet bardak su ( plastik şişe su demiyorum zaten yasak stadımızda ) ve maçın hakeminin başına isabet eden bir cisim ( para ,çakmak,su ) bilinmiyor..Soruyorum size bunlar hangi stad’da olmuyor. ( kavgayı demiyorum ) Sahaya hangi lig maçında bu ve buna benzer şeyler atılmıyor.Derbi maç bile demiyorum normal sıradan bir Anadolu maçında bile olan bir durum. Abartılıp ,abartılıp yayınlar yaptınız köşe yazıları yazdınız.Fenerbahçe yönetimi zaten bunu yapanların bırakmadı.Konunun hassasiyetinin üzerine gitti ve adalete teslim etti.Geçiştirildi küçücük haberlerle.Oysaki herkese ders olacak bir duruş sergilemişti yönetimimiz.övgüleride hak etmişti.Şimdi gelelim zurnanın zurt dediği yere. Abdi ipekçide oynanan Galatasaray Fenerbahçe basketbol maçında çıkan olaylara sesini çıkarmayan,8 yaşında bir çocuğun üstünde Fenerbahçe forması var diye ağızlarından salyalar akarak çocuğun üzerine yürüyen, o küçücük çocuğa etmedikleri küfürler bırakmayan ve çocuğu ve aliesine saldıran, formasını çıkarttırıp oradan uzaklaştırmaya çalışan ve çıkaran ve dahada olmadı deyip üzerindeki Fenerium dan aldığı eşofmanı ters giydirip, o çocuğun pisikolojisini mahvedip korkudan titreten, bu ağzından salya sümük akan hayvanlara neden bir şey yazmadınız. Neden neden neden..Bumudur sizin tarafsızlığınız.8 yaşındaki çocuktan bahsediyorum. Oysa o Fenerbahçeyi ve taraftarını yerden yere vurduğunuz şükrüsaraçoğlu stadında maçta galatasaray formasıyla küçücük bir çocuğun maç seyrettiğini.Kimsenin en ufak bir kötü kelime sarf etmediğini hatta ve hatta o çocuğa takılıp sizi yine yeneceğiz yine üzüleceksin gibi esprili takılmaları, saçlarını okşamalarınıda görmediniz duymadınız.Abdi ipekçide çıkan olaylarıda ,Adnan polatın sahanın ortasına geçip omuz omuza yapmasınıda görmediniz.Elbette sevineceksin ama olayların olduğu maçta sanki tasvip edermiş gibi oraya gidip sporcularınızla omuz omuza yapamazsınız.Yine Görmediniz ,duymadınız. Dimi ? Hak edene hak ettiği değeri vereceksiniz. Ben sizden bunu beklerim.İşte size iki kulüp ve yöneticilerinin arasındaki fark.Buda FENERBAHÇE büyüklüğü olsa gerek.Boşuna dememiş rahmetli Halit Çapın ağabeymiz “BİZ FENERBAHÇELİYİZ,BİZDEN ÇOK ADAM ÇIKAR” diye. ( nur içinde yatsın )

10 Kasım 2009 Salı

Ali Koç ve meali

* Roberto Carlos'un gidip gitmemesi beni o kadar ilgilendirmiyor. Zorla kimseyi tutamazsınız...
Meali: Bana göre o çoktan gitti. Zaten yaşı da geldi geçiyor.

* Tek forvetli sistemde Semih sıkıntıya giriyor. Olmaması gereken durumda kulübede oturuyor. Sahaya çıktığında da görevini yapıyor. Burada soru neden 2 forvetle oynamıyoruz...
Meali: Daum şu Semih'i harcama, takımı çift forvet oynat.

* Aklı olan başkan olmaz demiştim...
Meali: Ailem başkan olmama izin vermiyor.

* Benim çocuklarım başka bir takımı tutarlarsa ya hayatta olmam ya da onlara bakış açım değişir...
Meali: Herşey net. (Bu düşünceye ben de katılıyorum)

Takdir edersiniz ki mealler bana ait. Dolayısıyla katılmadığınız durumlar olacaktır.

ÖZLÜYORUM

ataturk ÖZLÜYORUM

ŞANLI TUNCAY

tuncayruh ŞANLI TUNCAY

4 Kasım 2009 Çarşamba

PAPAZIN ÇAYIRINDAN ALINTI

Aynısını Bir GS’li Yapsa Kıyamet Kopmuş Gibi
Ağlardık!



Roberto Carlos'un Keita'nın apış arasına tekme attığını gösteren o görüntü. Çirkefsin Roberto, Hainsin Roberto.

İşte sonunda itiraf ediyorum. Tane tane gideceğim, 1) Ercan’ın yaptığını GS’li biri yapsa kıyamet kopmuş gibi ne demek, ahiret hiç yokmuşçasına ağlardım. Yapardım bunu. Düşün bir Galatasaray - Fenerbahçe maçında Galatasaray galip gelecek bir Galatasaraylı da “nasıl siktik ama” diyecek! UUU. Vaaay. İşte bunu kabul edemem. Bu zamana kadar hiçbir Galatasaraylı yorumcunun da böyle konuştuğunu zannetmiyorum. Peki nasıl kınardım? Elbette Galatasaraylı kardeşlerim, objektif Galatasaraylı arkadaşlarım gibi! Amına koyayım yazardım, orrrrrrrrrrrspu çocuuuuuuuuu diye bağırırdım, türlü çeşit cinsel fanteziyi detaylı bir şekilde zikrederdim. Neden? Çünkü küfür edilmesine çok karşı bir insanım ben. Belirli konumlara gelmiş insanlar arkadaşları arasında şakalaşamaz, şakalaşırken küfür edemez, çünkü bu görüntüler montajlandıktan sonra bir kasette 3 sene saklanıp yeri geldiğinde Feysbuktan, Youtube’dan yayınlanabilir. Bu normal. Bu doğal. Küfretmek? 0 yanlış. Amına korum küfredenin. Yarraklar! Terbiyesiz herifler! İlkesizler!

2) Keita bir azizdir. Bunu burada bir kere söyleyelim. Kendisi bir futbol kahramanıdır, takımı için yumruğu Roberto Carlos denilen bücürün gözüne basmış, sümsüğü yapıştırmıştır. Bu durum objektif ve ahlaklı GS’li arkadaşlar gibi at gözlüğü takmadan tepki verirsek, keşke uçan tekme de ataydı, kafasını da yaraydı, üstünde zıplayaydı da diyebiliriz. Buna kırmızı kart veren hakem de Fenerbahçe yanlısı taraflı bir insandır. Niye? Çünkü tahrik edene kırmızı yok, yumruğu çakana, delikanlıya, has erkeğe kırmızı var! Yok ya! Misal sen şimdi birini tahrik ettin, üncük dedin, bacağına sarıldın, o da çekti seni 4 yerinden vurdu, mermi manya yaptı. Bu durumda ne olur? Tabi ki vatan için kurşun atanda, yiyende. Haklıdır adam. Tahrik etmeyeydin, kurşunları yemeyeydin. Bu konularda farklı düşünen ve maktülü vuranı cezalandıran Türk Ceza Kanunu da Fenerbahçelidir. Taraflıdır. At gözlüklüdür. Niye? Çünkü Çatlı abimize suçlu, Keita’mıza da neler neler diyorlar. Halbusi tam tersine olması lazım. Vurulan suçlu, vuran güçlü, haklı. İşte objektif yorum. İşte tarafsız, ahlaksız, lafı gediğine koyan, analiz.

3) Metin Özülkü Shabani Nonda ile bir gece geçirsin demek seviyeli, hak edene hak ettiği gibi hak ettiği dilde eleştiridir. Galatasaray’ı yendikten sonra amına bile koyduk ama demek ise alenen terbiyesizlik. Yani Metin Özülkü’nün, gerçek bir şahsın, Shabani Nonda ile cinsel bir ilişki kurmasını ima edebilirsin, ama futbol muhabbetlerinin en sıradanı olan bir takım diğerini yendikten sonra koyduklu koymadıklı muhabbeti yapamazsınız. Nitekim Ali Sami Yen Tribünleri, Ultraslan kafilesi, Galatasaray taraftarları hayatta koymalı moymalı muhabbet yapmamışlardır. Dolayısıyla kabul etmemiz gerekir, makul eleştiri herhangi bir Galatasaraylının yaptığı herhangi bir eleştiridir, makul olmayan, ahlaksız olan, at gözlüklü eleştiri bir Fenerbahçelinin yaptığı herhangi bir eleştiridir. Eleştirinin / analizin içeriği bu durumu değiştirmez.

4) Galatasaray çok büyük lan. Olm kupaları var. Platininin sözü var. Bizim tek amacımızsa Galatasarayı yenmek. Çok seviniyoruz lan Galatasaray’ı yenince, sezon bitiyor bizim için. Oh diyoruz, rahatlıyoruz, sonra koy götüne rahman gitsin. Ama Galatasaray öyle mi? Fenerbahçe’yi yendikten sonra bir beis, bir sıradanlık, Fenerbahçe maçlarında bir rahatlık, özenmemek elde değil. Hele Fenerbahçe yendikten sonra yaşadıkları o naif umursamazlık, o “bizim için bu hiçbir şey ifade etmiyor” duygusu, 1 hafta boyunca süren yakarışlar, Bünyamin Gezer’den başlayıp, stadda, teknik direktöründen başkanına kadar süren dert yanma, yerinme, isyan etme, sahada yumruk atan futbolcuyu aziz yumruk yiyeni çirkef ilan etme, adamın üstüne “a… s…. Adam ol” diye koşan arkadaşı kral, nasıl koyduk diyeni istifaya davet eden eşitlikçi, adil, makul tutum? Platininin sözüne ekstra kat çıkmak istiyorum, “Büyük takımlar kazandıkları kupalardan, küçük takımlar büyük takımları yenmelerinden, rezil takımlar ise nasıl yenildiklerinden bahseder” Galatasaray’ın vakur duruşu, bundan.

3 Kasım 2009 Salı

TEŞEKÜRLER ANTU


Geçmişten Ders Aldık mı? Göreceğiz...
Bir ülke düşünün ki, medyasının her köşesini tutmuş Galatasaraylılar bin bir rezilliğe rağmen görevlerine hiç bir şey yokmuş gibi devam ediyorlar. İçlerinde kimler yok ki? Yatakta kadın dövüp, ekranda çiçekten, böcekten bahsedenlerden mi? Yoksa şeref tribününde zil zurna sarhoş Fenerbahçeli yöneticilerle kavga edenler mi? Yoksa Galatasaray forması giyip gittiği lokalde Fenerbahçe`ye koro halinde edilen küfürlere ağzından köpükler saçarak katılan burma bıyıklı kalemşörler mi? Bunlar yalnız görüntülerle ispatlanan rezaletler. Kim bilir biraz daha incelense daha neler çıkacak?

Ama bir Fenerbahçeli önemli bir göreve geldiği zaman, kendi camiasının içinden çıkanların yol açtığı bu rezaletlere hiç sesini çıkarmayan, hatta konumlarını güçlendirmekten de geri kalmayan Galatasaray camiası, hırsızlık yapılarak elde edilmiş görüntüleri şantaj malzemesi olarak kullanıp kimseye ahlak dersi veremez, ortalığı yangın yerine çeviremez. Herkes önce kendi kapısının önünü temizleyecek. Yok öyle yağma!

Galatasaray`ı böyle zavallılaştırmaya kimsenin hakkı yok. Hırsızlık yoluyla elde edilmiş ve şantaj yoluyla etkili olabilmesi için 3 yıl bekletilmişmiş görüntülerin ardına sığınıp Fenerbahçe`ye Kadıköy`de karşı 10 yıldır yaşadığınız ezikliği bu tür ahlaksızlıkların ardına sığınarak ört bas etmenize en azından Fenerbahçe taraftarları olarak izin vermeyeceğiz. Sizlere bu filmin sONunun olmadığını sonsuza kadar hatırlatacağız.

Bu rezillikten rant etmeye çalışan sadece Galatasaray camiası değil tabi. Ercan Saatçi Türkiye`nin en büyük gazetelerinden birinin spor koordinatörü olunca tezgahı bozulanlar da harakete geçti. Bazı tetikçi internet sitelerinde bunların kim olduğunu, bu komplonun içinde medya dünyasından kimler olduğunu ve beslendiğini görüyoruz. Türkiye Spor Yazarları Derneği`nin yaptığı açıklama da bu konuda ipuçlarıyla dolu.

Benim dikkatimi çeken asıl önemli konu şu, Türkcell Süper Ligi`nin yayıncı kuruluşu Lig Tv`nin resmi internet sitesinin bu konuda resmen taraf olması ve Ercan Saatçi`yi linç kampanyasının adeta bayraktarlığını yapması. Kanıt isteyenlerin ligtv.com.tr`nin Genel Yayın Yönetmeni Cem Kurel`in bugünkü yazısını okumalarını öneririm.

Bütün bu rezillikler, ligimizin yayıncı kuruluşu Lig Tv`nin, bir spor kulübüyle iş ortaklığı kurmasının doğal sonuçlarıdır. Sen GS TV`yi şifreleyip bünyene katarsan, iş ortağının ortağının açtığı linç kampanyalarına, komplonun medya ayağı olarak ister istemez katılırsın.

Maç görüntülerini didik didik ederek iş ortağının en büyük rakibi Fenerbahçe`nin açığını ararsın ama biri çıkar da senin görüntülerini delil olarak kullanıp iş ortağının suçlu olduğunu kanıtlarsa bütün olanaklarını kullanıp yalan olduğunu bile bile "Su bardağını Fenerliler attı" diye uyduruk haberler yapıp Galatasaray`ın avukatlığına soyunursun.

Fenerbahçe`nin maçının iptal edilmesi ve ağır cezalar alaması için kampanyalar açarsın. Vicdanı ve zihni hür hiç kimsenin penaltı diyemeyeceği bir pozisyona hakem eskisi yorumcun rahatlıkla "penaltı" der.

Galatasaray ve Lig TV iş ortaklığı , hakemlerin ve federasyonun tehditle sindirildiği, istemedikleri kişilerin önemli mevkilere gelmesini engellemek için şantaj ve hırsızlığın olağan ve makbul sayıldığı bir döneme girdiğimizi artık gözlerimize sokmuştur.

Fenerbahçe camiası artık hayallerden arınmalı ve gözlerini dört açmalıdır. Yaşadığımız rezilliklere ciddi tepki verilmelidir. Denizli`de yaşadığımız acıyı tekrar yaşamak istemiyoruz. Yöneticilerimizin geçmişten ders aldıklarını göstermeleri lazım.. Bu yıl da gidişatın o kabus sezonla aynı olduğunu, o tarihte şampiyonluğumuzu çalan kirli ittifağın ustası oldukları sinsi planlarını yeniden uygulamaya soktuğunu görmeleri lazım.

Testi kırıldıktan sonra her şey boş...

Bülent Gündüz
hermes@antu.com

2 Kasım 2009 Pazartesi

Bilica benim..!!

Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, Galatasaray maçından önce saha içinde çıkan olaylar sonrasında televizyon görüntülerine dayanarak Bilica'ya verdiği 3 maçlık cezayı Fenerbahçe'nin yaptığı itirazı reddederek, oy çokluğuyla onamış..!!
Şimdi önümüzdeki 3 maç defansta Bilica'sız olacağız..!!
O olmazsa Önder var, Önder olmazsa Bekir var, Bekir'de olmazsa Edu var, Lucio var Uche var ben varım , biz varız anasını satayım...!!
Devam edin böyle, yanlız bir şeyinde farkına varmanız lazım, bu gibi üçkağıtlar, lobi çalışmaları, bel altı vurmalar bu takımın taraftarını daha da motive eder, daha da hırslandırır sonra demedi demeyin..!!
Şimdi sırada 2 maçlık cezayı 3-4 maça çıkartmak var..!!

Emsal'e Gel !

Her sene aynı filmi görmekten, aktörleri değişen ama muazzam teatral yetenekleri değişmeyen tiyatroları izlemekten biz çoktan sıkıldık. O nedenle üzerinde yorum bile yapmazdık bunların. Ama son maçla ilgili olarak beklenen ceza konusundaki emsal anlayışı, üzerinde yorum yapılmayacak gibi değil. Büyük tribüncü Haldun Üstünel buyurmuşlar;

".......Bizim sahamızda yaşanan ve aldığımız bir ceza vardı. Bunun bir emsal teşkil etmesini bekliyorduk. Emsal teşkil edecek bir karar çıkması bizi memnun ederdi......."

Geçen sezon ki (12 Nisan 2009) meşhur kavgalı maçtan mı bahsediyor acaba diye düşündük önce. Ama olamazdı, çünkü Galatasaray o maçta 1 maç seyircisiz, 1 maç da saha kapatma olmak üzere 2 maç ceza almıştı. Dolayısıyla Haldun Bey'in Fenerbahçe'ye verilen 2 maçlık seyircisiz oynama cezasından dolayı yaşadığı hayal kırıklığı o kavgalı maçla ilgili olamazdı. Demek ki daha önceyi, yani 19 Mayıs 2007 tarihini işaret ediyordu Haldun Üstünel..

19 Mayıs 2007'de oynanan maçta yaşananlarla, geçtiğimiz hafta oynanan son maçta yaşananlar aynı dereceye sahip Haldun Bey'in gözünde.. Ne yaşanmıştı peki 19 Mayıs 2007'de ? Balık hafızalı toplumuzdur elbette ama hafızası keskin olanlar da vardır. Tam 12.000 koltuğun sahaya atıldığı, yüzlerce pet şişenin, cep telefonunun, pilin, bozuk paranın, taşın, çakmağın atıldığı, hakemin maçı durdurup soyunma odasına gittiği bir maçla geçen hafta sonu oynanan son maçı aynı derecede olaylı görmek, kelimelerle izah edemeyeceğimiz anlaşılmaz bir bakışın örneği malesef. Bu iki maç nasıl aynı olur yahu ?

Fenerbahçeli futbolcular tribünden atılan pet suyu gözlemciye ahlar vahlar arasında koşarak götürecek kadar teatral yeteneklere sahip değiller malesef..(Zaten hangi birini götüreceklerdi ki..) Ali Sami Yen tribünlerindeki taraftarlar sahaya yüzlerce koltuk, su, telefon, para, taş vs. atmalarına rağmen maşallah o kadar yufka yürekliler ki, kimseye birşey isabet etmemesine o derece dikkat ediyorlar. Ama Şükrü Saracoğlu'ndaki taraftarlar attıkları tek tük maddeyi direk 4.hakeme isabet ettirebilecek kadar gaddarlar mazallah !! Mantık bu olmalı. Çünkü bir tarafta bin atılmış, diğer tarafta on atılmış olmasına rağmen ikisine de aynı ceza bekleniyorsa bundan dolayı bekleniyordur herhalde. "Biz bin attık ama kimsenin kafayı yarmadık. Ayrıca siz de bizim attıklarımızı koşarak gözlemciye götürseydiniz kardeşim, bize ne !"

Kaldı ki o maça 5 maç ceza verilmişken son maça 2 maç ceza verilmesi üzerine çıkıp Fenerbahçe nümayiş yapsa başı ağrımaz. O maç 5 maçlık cezaysa, bu maç nasıl 2 maçlık ceza olur ? Sadece sahaya atılan maddelerin sayısal adedi bile 2'ye 5 oranından kat be kat fazladır 19 Mayıs 2007 tarihindeki maçta.. 19 Mayıs 2007 tarihindeki maçla 25 Ekim 2009 tarihindeki maç arasında tek bir benzerlik vardır, ikisini de Fenerbahçe kazanmıştır. 19 Mayıs 2007'deki maçla ilgili birkaç hatırlatıcı fotografı da aşağıya koyduk. Bilen zaten biliyor da, maksat nostalji olsun işte..

Değinmek istediğimiz bir başka konu da "Ne var kardeşim 10 senedir Kadıköy'de yeniyorsanız. Bizim sahamızda da hep biz yeniyoruz" karşı refleksi. Haldun Bey'in basın toplantısında da bu minvalde birkaç cümlesi var. Bunun üzerine uzun uzadıya yazacak değiliz. Arşiv denen birşey var. Bakarsınız, görürsünüz. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de son kaybettiği maç 1999-2000 sezonunun ilk yarı karşılaşması. 22.12.1999 tarihinde oynanmış. O tarihten bu yana Galatasaray'ın sahasında da 10 lig maçı oynanmış. 9 tanesi Ali Sami Yen, 1 tanesi Olimpiyat Stadında. Fenerbahçe'nin bu maçlarda 3 galibiyeti (26.03.2000/1-0, 27.11.2005/1-0, 19.05.2007/2-1), 3 beraberliği (26.11.2000/0-0, 21.09.2003/2-2, 12.04.2009/0-0), 4 de mağlubiyeti var. Yani 10 maçta 3 galibiyet, 3 beraberlik, 4 mağlubiyet var.. Peki diğer tarafta ne var ? 10 maçta 10 mağlubiyet var.. Neresi aynı bunların ?

Kaldı ki, geçen sezon 4-1 kazandığımız maçtan sonra şurada dayazmıştık. Galatasaray'ın Kadıköy haleti ruhiyesi 10 senelik hadise değil. 10 sene önceki son Kadıköy lig maçı galibiyetlerinden daha önceki son Kadıköy lig maçı galibiyetleri de 11 Nisan 1993 tarihinde. Arada da 1998 yılında kazandıkları bir TSYD Kupası maçı var Kadıköy'de. Yani son 17 senede Kadıköy'de sadece 3 galibiyet. Bunlardan biri de lig değil, turnuva maçı.. Bir sene değil, beş sene değil.. Hepsinde de mi bir ketenpere vardı be mübarek ?..

Her Kadıköy mağlubiyeti sonrası düzenlenen basın toplantısının klasik başlangıç cümlesi olan "Biz yenilgiye kılıf aramıyoruz, mazeret üretme niyetinde değiliz, ancaaaaaak...." tarzından bizim herhangi bir memnuniyetsizliğimiz yok, olamaz da.. Yazının en başında da belirttiğimiz gibi biraz sıkkınlık ve bıkkınlık veriyor sadece.. Karşı yaka sakinleri memnunlarsa tablodan, bizim için hiç sorun yok.. Çünkü bizim "Acelemiz yok, işimiz bu..."






28 Ekim 2009 Çarşamba

Fener etkisi..!!

Derbinin üzerinden iki gün geçti..!!
İlk akşam kimsenin pek sesi çıkmadı-çıkamadı, ertesi gün "yensek nolcakki.? Altı üstü 3 puan.!" edebiyatları günüydü ama bugünden itibaren Tv programlarında, gazetelerin köşe yazılarında, bloglarda yavaş yavaş "küfür yedik, sahada futbolcularımıza dayak atıldı, hakem artniyetliydi vs." geyikleri dönmeye başladı..!!
Kızıltoprak'ta 500 polisin arasından "Zamanı geldi" pankartı açıp "götoğlanlarına koyalım allah aşkına.." şarkılarıyla hiç kimseyi tahrik etmeden efendi efendi stada geldinizya..!!
Maç başlamadan Türk futbolunun ve Galatasaray'ın en umut veren ve en iyi futbolcusu(yandan yemişi..!!) olan takım kaptanınız perfect Türkçe bilen Baroni'ye "akıllı ol ananı sikerim.!" diye racon kestiya..!!
Maçtan sonra futbol hayatında İstanbul'un bu yakasında galibiyet görmeyen abisi de "burası Brezilya değil.!" dediya işte o zaman yarıldım gülmekten..!!
Tatlı su kabadayıları sizi..!!Keita'ya gelince bir tane televizyon veya resim karesi gösterin su bardağı bir tarafına gelirken gösteren dişimi kırarım, adamın su bardağı 1 metre uzağından geçti ama sanki "magnumla vuruldu.!" dimi..!! Yok kafası yarılmış, gözü çizilmiş, allah aşkına en ufak bir çizik olsa o günden beri boy boy tvlerde gazetelerde çıkmazmıydı, kolpacılar sizi..!!
Keita o akşam atılmak için elinden geleni yaptı, yani takımını alenen sattı, uyanın artık..!!
O akşamın bence olan en üzücü olanı Baros'un ayağının kırılması ve yan hakem Tarık Ongun kafasına isabet eden paraydı onun haricinde tribünlerin maçın durmasına etki edecek bir etkisi yoktu, bütün taç atışları ve kornerler rahat rahat kullanıldı..!!
Galatasaray'ın golüde bir kornerden sonra geldi ve hatta golden sonra Balta'yla Keita'nın tribünlere yaptığı hareketlerde bile o tribünlerden bişeyler atıldığını gören varmı..!?
Sahaya atılan meşalelerin Galatasaray'ın golünden sonra deplasman taraftarına ayrılan tribünden atıldığını görmeyen varmı..!?Yaa aslında fazla uzatmaya gerek yok, tek yapılması gereken ligin ikinci yarısında Mecidiyeköy'deki maçı bekleyip, görüp sizden misafirperverlik öğrenmek dimi centilmen arkadaşlarım benim..!?

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ !

dogdugungun BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ - BÜYÜK MAÇ ÖZEL

Bir umut varmış, bu sefer kazanacağız diye. Gencin birisi çıkmış televizyona her sezon kazanacağız diye geliyoruz, bu sefer kesin kazanacağız demiş, stüdyodakiler gülmüş. Maç başlamadan önce Todori’ye gidilmiş, herkes içiyormuş ama sanki coşku azmış. Oradan Nazlı yapılmış, polis aracına bira şişesi fırlatılıp abartılmış. Sonra erkenden tribüne girilmiş, herkesin yerinde sanki iki kişi varmış. Maç başlamadan önce açılan bayrak komik bir telefon konuşmasına neden olmuş. Tam yanımdaki arkadaş, telefondakine yerini anlatırken Büyük bir bayrak açtık ya, onun altındayım demiş.

Maç başlamadan parçalının kaptanı arkadaşlarını tribüne götürmüş, geçerken çubukluları rahatsız etmiş. Dönerken de gidip bir çubukluya sataşmış. Diğer çubuklular bitmiş orada, o sırada çubuklu parçalı birbirine girmiş. Olan yardımcı hakeme olmuş kafası yarılmış.

Sonra maç başlamış, konuklar çok inanmış yine ama nafileymiş. Her yerde basmış çubuklular, her parçalının karşısında 2 çubuklu varmış. Çünkü her çubuklu, Kadıköy’de 10 çubuklu gücünde oluyormuş.

Maç içince bazı parçalılar kendilerini kaybetmiş, Keita topu bomba sanıp komisere götürmüş, Hakan Balta golü atınca maçı kazandılar sanıp tribünlere hareket çekmiş. Aydın buldukları tek pozisyonda korkudan yere düşmüş. Leo Franco devraldığı görevi yerine getirmiş, o da adını 3 gol üstü yiyen Galatasaray kalecileri arasında yazdırmış.

Doktor sahneye çıkıp işi bitirmiş. Bitti derken de İspanyol Kralı gerçek Fenerli olmuş. AyhanBu stadda büyü mü var? diye sormuş, Sabri Sen hiç Fener galibiyeti gördün mü bustadyumda? diye sorana Görmedim abi yanıtını vermiş.

Maç bitmiş hakem hataları konuşulmaya başlanmış. Rıdvan dışında kimse Servet’in Lugano’yu boynundan tutup yere indirmesini görmek istememiş. Ama ne olursa olsun luk et dı tabela olmuş, 10 yılda 10 galibiyet, atılan 27 gol tarih sayfalarına geçmiş.

Aslında Kadıköy’de bize bayram varmış tasa yokmuş, düşman kardeşe umut varmış suyokmuş.

OLMUŞ BU

28.10.2009

gsagla OLMUŞ BU

Şimdi medyada gördüm. Seyretmediğim/seyredemediğim ve hatta 10.000 Galatasaray taraftarı dışında kimsenin izleyemediği Galatasaray televizyonunda yayınlanan bir röportajda söylemiş bunları Rijkaard. Klasik Adnan Polat taktiği. Maçtan hemen sonra ‘Çok iyi ağırlandık’, eve varınca ‘Canımızı zor kurtardık’. Maçtan hemen sonra ‘Hakem çok iyi yönetti’, eve varınca ‘Hakem yüzünden yenildik’. Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar durumu.

Saygı duyduğum Rijkaard da aynı taktiğe geçti. Maçtan sonra bu atmosferde herkes top oynamak ister, müthiş bir atmosfer diyen Rijkaard’dan bahsediyorum bu arada. Florya’nın suyundan mıdır nedir anlamıyorum.

daumrijkaard OLMUŞ BU

Bu ifadeler maçtan hemen sonra yaptığı basın toplantısından;

Özellikle maçın başında tansiyon çok yüksekti, futbolcular çok gergindi. 1-0’dan sonra toparlandık ve maça geri döndük diyebilirim.

Puan kaybedilmişse bunda benim de hatam vardır.

Burada inanılmaz bir atmosfer var. Herkes burada oynamak ister.

Burası zor bir stat olabilir ama Fenerbahçe’yi burada yeneceğiz.

rijkaard01 OLMUŞ BU

Bu da en son konuşmasından;

Bizden korktukları için maçı sistemli bir şekilde provoke ettiler.

Provokasyonu iyi yapıyorlar, bizim ise sadece akıllı olmamız gerekiyordu.

Yaşanan tüm olaylar Fenerbahçe’nin stratejisinin bir parçasıydı. Çünkü, bizim iyi bir takım olduğumuzu biliyorlardı. Ama ne yazık ki onların oyunlarına geldik.

Kadıköy’de futbolu kirleten görüntülerin yaşandı. Stattaki atmosferin çok gergindi. Futbolcuların sakin kalmaları zordu.

Futbolu kirletenler arasında Baroni’ye saldıran Arda yok mu? Carlos’a yumruk atan Keita yok mu? Gol atıp rakip takım taraftarına kol böreği çalışması yapan Hakan yok mu? Madem Keita hakim olamıyor sinirlerine, ne iş yaparsın? Çıkart oyundan. Aynı şeyi Kasımpaşa maçında da yaptı Keita, önlem alsana. İlk golde ofsayt var gibi evet. Ama Lugano’nun attığı gol de bence dışarıdan çevrilmiyor.

luganoservet OLMUŞ BU

Hadi geçtim onu Servet’in Lugano’yu boğazından tutup yere vurması penaltı değil mi?

luganoservet1 OLMUŞ BU

Servet’in Gökhan’ın Kazım karşısında kendilerini yere bırakıp faul almaları nedir, Kazım kaleciyle karşı karşıya kalıyordu? Bırak hepsini Alex’in penaltısında Leo Franco neden oyunda kaldı, ödül gibi. Yazık, saygınlık kolay kazanılan bir şey değil ama çok kolay kaybedilen bir şey. Türkiye’nin en büyük iki kulübünden birisi Galatasaray’ın teknik direktörü, bu sidik yarışması taraftar muhabbetini keşke televizyonda yapmasaydı. Ve aslında keşke doğru çıkmasa bu haber.

Muahahsahdadhah



26 Ekim 2009 Pazartesi


Sen Yenisin Galiba..

Gerçek Türkiye'ye ve Türkiye gerçeğine hoş geldin Frank.. Arkadaşlarının yanında yerini alabilirsin.. Yabancı değiller, hepsi tanıdık isimler.. Seni bekliyorlar;

1999-2009 Kadıköy Katılımcıları; Fatih Terim, Mircea Lucescu, Gheorghe Hagi, Erik Gerets, Karl Heinz Feldkamp, Michael Skibbe, Frank Rijkaard...

Hepsine saygıyla, hürmetle...

Fenerbahçe: 3 - Galatasaray: 1

Stad: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Bünyamin Gezer, Serkan Gemçerler, Tarık Ongun.

Fenerbahçe: Volkan, Gökhan, Bilica, Lugano, Roberto Carlos, Mehmet Topuz, Cristian, Emre, Vederson (Selçuk Dk.90), Alex (Andre Santos Dk.76), Kazım (Guiza Dk.72).

Galatasaray: Franco, Sabri, Servet, Gökhan, Hakan, Ayhan, Mustafa, Keita, Elano (Aydın Dk.82), Arda (Kewell Dk.57), Baros (Nonda Dk.5).

Goller: Alex (Dk.12 ve 53 pen.), Guiza (Dk.90+2) / Hakan (Dk.56)
Kırmızı Kart: Keita (Dk.74)

22 Ekim 2009 Perşembe

Ortak Tutku

Yine bir ilkten bahsedelim. Bu haftasonu ciddi anlamda yoğun geçecek. Pazar günü saatlerimiz 20:00'i gösterdiğindeFenerbahçe-Galatasaray maçına kilitleneceğiz. Biz maçın ikinci yarısını izlemeye başladığımız sıralarda(21:15) ise Arjantin, el Superclasico'ya kilitlenecek. Kardeşler ilk defa(hatırladığım kadarıyla) aynı süre içinde ezeli rakipleriyle karşılaşacaklar.

Haydi FENERBAHÇE'm ¡vamos! mi BOCA !!
iki Kıta iki Ülke iki Şampiyon...

ADAMSIN BE !

BEN DEĞİL BİZ

arsenalgokhan BEN DEĞİL BİZ

Fenerbahçeli, kaptanlığı bence herkesten çok hak eden bir oyuncu.

Bu demeci, bugün Steaua maçından önce veriyor Gökhan. 1997′deki Steaua maçından behsediyor. Sanki sahadaymış, tribündeymiş gibi bahsediyor hem de. Ben değil biz diyor.

1997′den beri ilk kez buraya geliyoruz, 12 yıl aradan sonra. 1997′de buradan boynumuz bükük ayrılmıştık. 2009′un yeni Fenerbahçe’si olarak buradan galibiyetle ayrılmak istiyoruz. Bunun için hafta içinde kazanmak adına tüm antrenmanlarımızı iyi geçirdik. Biliyorum ki Türk takımları burada genelde şanssız maçlar oynadı, genelde şansımız tutmadı. Biz de bir Türk takımıyız ama biz Fenerbahçe’yiz.

15 Ekim 2009 Perşembe

YORUMSUZ !

NİHAT GENÇ

NİHAT GENÇ
"Türkiye ligi her ne kadar 34 haftadan oluşuyorsa da,aslında bir sezon boyunca her takımın iki kere Fenerbahçe ile karşılaştığı bir süreçten ibarettir"

SON SÖZÜMÜZ FENERBAHÇE



Dursun Kaptan


"dursun kaptan bir kurtuluş savaşı türküsü. atatürk 19 mayıs'ta samsun'a çıktığı sıralarda karadenizli insanlar silah taşımak için batum'dan yola çıkıyorlar. fakat motorsuz kayıklarla, üçerli sıralı piyade kayığı deniyor bunlara. o sıralarda karadeniz'de ingiliz donanması geziyor ve en ufak bi karaltı gördüğünde batırıyor. o yüzden çok korkarak ve kıyıya yakın olarak gidiyorlar. bir tehlike gördüklerinde kayığın içindeki silahları kıyıya taşıyıp kayığı suya gömüyorlar, tehlike geçtikten sonra suyu boşaltıp tekrar silahları yükleyerek taşımaya çalışıyolar. türkü, bunun hikayesini anlatıyor. bir gün yine silah taşımaya giderlerken uzaktan bir gemi görüyorlar ve çok korkuyorlar. teknenin kaptanı, dursun kaptan dürbünü isteyip bakıyor hangi gemi acaba diye. o sırada, gizli kuvayi milliyeci olan osmanlı donanmasına ait gül cemal isimli bir gemi olduğunu görüyor ve çok seviniyor. bunun üzerine kayıktaki arkadaşlarından kemençeci ali'ye "kemençeni al, bunu bir kutlayalım" diyor ve kemençeyle irticalen bu türküyü söylüyor...

"Dursun Kaptan batumdan, avare etti kalkti,
Şişurdi yelkenleri, cigarasini yakti.
Pupa yelken giderken, küpeşteye yaslandı,
Dursun Kaptanı görsen, sanırsın bi aslandı.
Taka yükü cephane, Tirabizona varacak.
Düşmana rast gelirse, takaya batiracak.
Vardiyadan bağirdi , Dursun Kaptan bir duman,
Uşaklar hep ahesta ne diyecek kahraman.
Kaptan aldi aynayi, dediki gürcemaldur.
Bir horon edeceuk, kemenceyi kaldur.
Giderik yali yali, tutaruk makriyali.
Kemeri bordaladuk, vur kemenceyi Ali.
Piryas çakayi piryas selam olsun Rizeye.
Ellibes sefer ettik, Kuvvayi Milliyeye.
Of, Sürmene, Arakli, yanastik Tirabizona.
İstiklal savaşina çalistuk kana kana."

İdeal Kadro ve Daum




Kalede; Volkan Demirel
Savunmanın sağında; Gökhan Gönül
Tandemde; Bilica-Lugano
Savunmanın solunda; Andre dos Santos
Savunmanın önünde; Christian Baroni
Orta sahanın ortasında; Emre Belözoğlu
Orta sahanın sağında; Mehmet Topuz
Orta sahanın solunda; Özer Hurmacı
Forvet arkasında; Alex de Souza
Forvette; Semih Şentürk

Normali budur kendi futbol bilgime göre ama Daum ters adamdır. Yedek kulübesinde oyuncu sonradan girip skor üretecek oyuncu isteyecektir. O yüzden hep Semih-Mehmet-Özer ve Deivid yedek oturecaktır.

Fazla üstelememek lazım.Nihayetinde bana göre Daum benden ve ülkedeki çoğu insandan kat ve kat futbolu daha iyi biliyor ve birde üstüne üstelik Fenerbahçe'mizi çok iyi biliyor.

Abdülkadir Kayalı


Geleceğin büyük yıldızlarından biri olarak gösterilen Abdülkadir Kayalı'nın Cem Zamur tarafından yapılmış bir ropörtajını buldum, Uzun zamandır yaptığımız en iyi transfer sanırım:

İlk önce futbola nasıl başladığını öğrenebilir miyiz?

Ankara'nın Batıkent bölgesinde oturuyoruz. Her çocuk gibi futbola sokakta başladım. Kulüpte oynamaya başladığımda ise ilkokul birinci sınıftaydım. Üç sene Egospor'da oynadım ama sadece zevk için. Birkaç sene gitmedim, yine de okul takımı vasıtasıyla futbol oynamaya devam ettim. Sonra Ankaragücü'ne başladım. Yaklaşık 7-8 yıldan beri de Ankaragücü'nde oynuyorum. Tüm bunlar babamın teşvikiyle oldu. Ankara'da futbolcu olma hayali olan çocuklar ya Gençlerbirliği'ne ya da Ankaragücü'ne gider. Babam da bana sordu, "Hangisine gitmek istersin?" diye. Ankaragücü'ne gitmek istediğimi söyledim. Yaz okuluna başladım ve devamı geldi.

Hangi mevkide oynuyordun?

İlk önce santrfor oynuyordum. Çok da gol atıyordum. Minik takımda, C Genç ve yıldız takımda hep santrfor oynadım ve gol kralı dahi oldum. Sonra Arif Peçenek hocamız altyapıya geldiğinde beni izlemiş, ileride forvet olarak profesyonel futbol oynayamayacağımı söyledi. Oyun kurucu özelliğimin olduğunu görmüş. Onun da teşvikiyle orta sahada oynuyorum.

Oynadığın bölgeden memnun musun?

Tabii ki çok memnunum. İyi ki orada oynamaya başlamışım.

Niçin?

Topla oynamayı çok seviyorum, oyun kurucu özelliğimin olduğunu düşünüyorum. Forvet olarak devam etseydim mesela Muhammed ve Batuhan'ın bulunduğu takımda oynayamazdım.

Seni seyreden sanki yaşından çok büyük bir olgunluğa sahip olduğunu görüyor. Bu sende zaman içinde oluşan bir şey miydi, yoksa ilk başladığından beri saha içindeki tavrın bu muydu?

İlk günden beri böyleyim. Kendi yaşıtlarımla çok az maç oynadım. Bir sene yıldız takımda oynadım, sonra beni PAF takıma çıkardılar. Kendimi bildim bileli hep büyüklerimle oynuyorum. Bir senedir de A takımdayım. Hep büyüklerimle oynadığım için ister istemez onlar gibi davranıyorum belki de.

Kaç kardeşsiniz?

Üç kardeşiz. Ağabeyim üniversitede işletme bölümünde, kız kardeşim de Anadolu Lisesi'nde okuyor.

Onların spora ilgisi var mı?

Ağabeyimle beraber Ankaragücü'nde başladık ama o kaldıramayacağını düşündü. Yoğun tempoda, okul ve futbolun bir arada olamayacağını düşünüp öğrenimi tercih etti. Kız kardeşim de bir ara voleybol oynadı ama sonra devam etmedi.

İleride üniversitede okumak gibi bir düşüncen var mı?

Tabii. Liseyi bu sene bitirdim, spor akademisine gitmek istiyorum. Derslerim iyiydi ama futbolu tercih ettiğim için pek zaman ayıramadım. Üniversiteye mutlaka gitmem gerektiğini düşünüyorum.

Zamansızlıktan mı kaynaklanıyor tüm bunlar?

Evet, mesela kulübüm beni İngilizce kursuna yazdırdı ama hiç gidemedim. Kamplardan dolayı zaten eve zor gidiyorum.

Yanlış hatırlamıyorsam baban bankacıydı, ama senin hukuka karşı bir ilgin olduğunu biliyoruz. Bunu açar mısın biraz?

Hani siz dediniz ya saha içerisinde çok olgun gözüküyorsun diye… Sosyal hayatımda da böyle olduğumu düşünüyorum. Zaten herkes de öyle söylüyor. Babam "Senden iyi bir hukukçu olur" diyor. Ben de çok seviyorum hukuku. İlgim de var ama çok fazla zaman bulamıyorum.

Peki, bize U17 Avrupa Şampiyonası'ndan bahseder misin biraz?

İki senedir hemen hemen aynı arkadaşlarımla kampa geliyoruz. Kardeş gibi olduk. Evde ağabeyimle nasılsam, burada arkadaşlarımla da öyleyim. Birbirimize çok alıştık. En büyük hayalimiz de ülkemizde düzenlenecek Avrupa Şampiyonası'da şampiyon olmaktı. Maalesef yarı finali geçemedik. Organizasyon da çok güzeldi. Emeği geçen herkese teşekkür etmek lazım.

"Uzun süreden beri aynı arkadaşlarla kamplara gidiyoruz" dedin, başarınızı artıran etkenlerden biri bu mu sence?

Evet, devamlılık ve birbirimizi çok sevmemiz. Birbirini gerçekten sevdiğimiz saha içerisinde de belli oluyordur. Hep beraber oyun oynuyoruz, hep beraber oturup film seyrediyoruz. Sürekli bir araya gelip konuşuyoruz, eksiklerimizi tartışıyoruz.

Bu takımdan, "İleride oynayacağım takımda mutlaka bulunmalı" dediğin isimler var mı?

Çok var, hepsi var. Ama biliyorum ki bu çok zor bir olasılık. Eren Albayrak, Özgür Çek, Emre Çolak, Batuhan, aslında hepsiyle oynamak istiyorum. Hepsi çok yetenekli ve çok iyi insanlar.

Turnuvada bir kaza oldu, finale çıkamadınız ama oynadığınız oyun da ortadaydı. Değerli olan şampiyonluk mu yoksa "Türkiye çok iyi top oynuyordu" dedirtmek mi?

İkisi de çok önemli ama bence oynadığımız futbolla buralara geldiğimizi düşünüyorum. Tabii ki şampiyonluk çok önemli. Hem de kendi evimizde düzenlenen bir turnuvada. Ama öncelikle oynadığımız futbol daha önemli. Çünkü iyi futbol oynuyoruz.

Bunları kendi aranızda da konuşuyor musunuz?

Maç kasetlerini izliyoruz, herkes birbiriyle konuşuyor, özeleştirisini yapıyor. Bunun çok iyi bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu bizi kesinlikle geliştiriyor.

Senin futbol görüşüne göre sistem mi daha önemli, yoksa yetenek mi?

Yetenekli olmanın yettiğini düşünmüyorum. Hani derler ya ağaç yaşken eğilir. Altyapıda neler alırsanız, sistemi ne kadar doğru ve düzgün öğrenirseniz o kadar iyi olur. Zaten yetenekli olmasanız burada bulunmazsınız. Sistemi kavrayıp iyi bir altyapı eğitimi alınırsa çok daha iyi bir futbolcu kimliği ortaya çıkar.

Yabancı bir ülkede oynamak ister misin ya da niyetin var mı?

Bence her Türk futbolcusu Avrupa'da oynamak ister. Hedefinin de bu olması lazım. Çıtayı ne kadar yükseğe koyarsak, o kadar kendimizi geliştiririz. Benim hedefim tabii ki Avrupa'da top oynamak. Şu an Ankaragücü'nün futbolcusuyum ve kulübümü çok seviyorum. Genç yaşta takımımda oynadım. Bunun da çok büyük sevinci var. İlk önce Türkiye'de belli bir yere gelip daha sonra Avrupa'da oynamak isterim. Tabii Avrupa'da oynamanın en önemli etkeni de Milli Takımlar. Mesela Avrupa Şampiyonası oynadık. Böyle fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek lazım.

Peki, genç yaşta "Korkmadan Avrupa'ya giderim" diyebiliyor musun?

Bence korkmadan gitmek gerekiyor. Eğer başarılı olmak istiyorsak, gerçekten Türkiye'yi iyi temsil etmek istiyorsak gitmemiz gerekli. Bu yaşlarda "Ailemi özlerim, ailem gelmezse ne yaparım" demememiz lazım. Sonuçta bu bizim mesleğimiz. Şu an Ankara'da yaşıyorum, bu ülkede futbol oynuyorum ama ailemi yine çok az görüyorum. Burada çok az görmektense yurtdışına gidip, biraz daha özlem çekerim ama en azından iyi bir noktaya gelirim.

Senin Manchester City'ye gidip, ailen istemediği için geri döndüğün yazıldı. Bunun doğruluk payı nedir?

Öncelikle bu soru için çok teşekkür ederim. Bana bunun doğru olup olmadığını bugüne kadar kimse sormadı. Çok yanlış bir haberdi ve çok üzüldüm. İrlanda kampından sonra bana ve Batuhan'a teklif geldi, değerlendirdik. İlk başta kulübüm izin vermedi. Ben profesyonel değildim kulübümde. Üç yıllık bir mukavele imzaladık. Sonra bir kez daha teklif yaptılar. Babamla gittim. İlk başta şartlar oluşmamıştı ve kulübümün izni olmamıştı. Yoksa kulübüm de tabii ki orada yetişmemi, oynamamı ister. Babamla gittiğimizde kalacağım yerden, alacağım ücrete kadar her şeyde anlaştık. Sonra anlaşmak için yeniden kulübüme geldiler. Yine şartlar oluşmadı. Biliyorsunuz, Avrupa Birliği yasası var. Benim yaşım 18'den küçük. Babam ve annem benim istemem halinde kesinlikle geleceklerini söylediler. Çünkü babam her şeyi bana bırakır, benim futbolum hakkında hiçbir zaman yorum yapmaz. Bana çok destek verir ve son kararı hep bana bırakır. Bana da "Gitmek istiyorsan, gidelim. Gitmek istemiyorsan, senin için ne iyi olacaksa onu yapalım" dedi. Yani sebep ailem değil, şartların yeteri kadar oluşmamasıydı, o yüzden gitmedim.

Boş vakitlerinde kitap okuduğunu biliyoruz. Ne tür kitaplar okursun? Özellikle sevdiğin yazarlar veya kitaplar var mı?

Gazete, dergi okumayı da çok seviyorum. Genel olarak okumayı çok seviyorum. İngilizce merakım var. İngilizcemi geliştirmem gerektiğini düşünüyorum. İngilizce bir paragraf gördüğümde onu çözmeye çalışırım. Orhan Pamuk'un kitaplarını severim. Özellikle Benim Adım Kırmızı çok hoşuma gitti. Futbolcunun sadece futbolla ilgilenmemesi gerekiyor bence. Futbolcu çok göz önünde bir hayat yaşıyor ve topluma örnek olması gerekiyor. Çocuklar, taraftarlar bizi izliyor. Bizim hep doğru işler yapıp, kitlelere örnek olmamız gerekiyor. Her açıdan kendimizi geliştirmemiz lazım.

Avrupa'da ve Türkiye'de örnek aldığın oyuncular var mı?

Liverpool'un kaptanı Steven Gerrard. Hayranıyım desem boş olmaz. Sahadaki duruşu, kaptanlığı taşıması, takıma liderlik yapması, gerektiğinde ön plana çıkıp sazı eline alması… Bence dünyanın en iyi orta saha oyuncusu. Zidane'dan sonra tabii. Türkiye'de ise Aurelio ve Mehmet Topal var. Mehmet Topal kendini çok geliştirdi ve genç yaşına rağmen çok iyi bir futbolcu oldu. Ayrıca Hakan Şükür ve Rüştü Reçber'i de çok takdir ederim. Çok iyi profesyonel ve çok iyi futbolcular.

Milli Takımlarda ileride kendini nerede görüyorsun? U17'lerin kaptanısın, günün birinde A Milli Takım'ın da kaptanı olabilecek misin?

Bu takım kurulduğundan beri devamlı gelen oyuncular arasındayım. Kaptanlık yapıyorum ve beni bu konuma layık gören hocalarıma çok teşekkür ediyorum. Onların güvenlerine layık olmaya çalışıyorum. Milli Takım'da oynamak bir Türk futbolcusunun en büyük gururudur. Futbolun doruk noktası olarak görüyorum Milli Takım'ı. En üst düzeydeki Milli Takım'da elbette ki oynamak isterim. Hedefimi de öyle koydum. Ama öncelikle kulübümde başarılı olmam gerekiyor. İnşallah bu hayalime ulaşırım.

Eski yıllarda Milli Takımlar neredeyse İstanbul kulüplerinin gençlerinden oluşuyordu. Son yıllarda Anadolu kulüplerinden de çok sayıda oyuncu Milli Takımlara geliyor. Acaba bir şeyler mi değişiyor?

Türk futbolu gün geçtikçe gelişiyor. Tesisleşme, ekonomik imkânlar, hedeflerin yükselmesi anlamına geliyor. Anadolu'da çok yetenekli futbolcular var ve onlar da bu gelişmeyle birlikte kendilerini gösterebiliyor.

"Ankara'yı çok seviyorum" demiştin. İleride koparsan çok özleyecek misin Ankara'yı?

Tabii ki çok özlerim. Çünkü doğup büyüdüğüm şehir. Ankara'nın yeri benim için bambaşka. Avrupa'da Milli Takımlarla gezmediğimiz şehir neredeyse kalmadı ama Ankara gibi bir şehre rastlamadım. Düzeni, havası, rahat ulaşımı, doğal güzelliği, her şeyiyle çok seviyorum Ankara'yı.

İlerideki ana hedefin nedir?

Öncelikle kişiliğimden ve tavrımdan ödün vermemek isterim. Nasıl tanındıysam, öyle bilinmek isterim. Çünkü bir insanın yeteneği yanında, göstermiş olduğu tavır ve kişiliğiyle kendisini çok iyi yerlere taşıyabileceğini düşünüyorum. Tabii ki taşımak için değil de bu gerektiği için böyle olmalı. Yani insan içten gelen bir şekilde ama doğru davranışlar içinde olmalı. Futbola gelince Türkiye'de idollerden birisi olmak istiyorum. Orta saha denilince ben akla geleyim isterim. Orta sahada Ankaragüçlü Apo akla gelsin isterim. İz bırakmak istiyorum ve hedefim özel bir futbolcu olmak. Türkiye'de çok orta saha oyuncusu var ama parmakla gösterilen bir Mehmet Aurelio, Tugay Kerimoğlu, Tuncay, Alex var. Öyle olmak isterim. Herhalde herkes de olmak ister.

Avrupa hedefinin arasına başka takımlar girerse ne yaparsın? Örneğin başka bir takıma gidip iyice pişerek mi yurtdışına gitmek istersin, yoksa Ankaragücü'ndeyken teklif gelse hemen gider misin?

Direkt Avrupa giderim. Türkiye'de gerçekten çok büyük bir potansiyel var. Oynadığımız rakiplere bakıyorum, kendimize bakıyorum, çok üst düzey futbolcular olabiliriz. Bizde de yetenek var, onlarda da var. Ülkemizi temsil etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Biraz daha cesur olabilmeliyiz bu konuda. O yüzden hemen Avrupa'ya çıkardım ki, Avrupa'da bir tane daha Türk futbolcusu fazla olsun.

Senin bu sözlerini okuyacak olan genç arkadaşlarına ve yaşıtlarına neler söylemek istersin?

Bence herkes sadece futbolda değil, her alanda hedefini büyük koymalı. Yaşayacağı en iyi şekilde yaşamayı talep etmeli ve buna ulaşmak için çabalamalı. Futbolda iyi olmak ve futbolcu olmak isteyenlere ise şunu söyleyebilirim; öncelikle yaptıkları işe çok saygı duymaları ve profesyonelce yaşamaları gerekiyor. Bütün engelleri aşmak ve hedeflerine ulaşmak ve için bunların çözümünü sağlamaları gerekir.

BUNLARI DA TAKİP EDİN

Bu Blogda Ara

İzleyiciler