6 Şubat 2011 Pazar

TOTOROŞLAR KONUŞMAYA BAŞLADI


Hey yavrum heyy! Fenerbahçe az biraz iyiye gitmesin hemen başlar ezikler. Milyon dolarlar verip takım kurdular, başarı gelmeyince sallamaya başlarlar. Bu hafta golleri verilmemiş. Hiç demiyorlarki ondan önce Emenike'ye yapılan harekete penaltı çalınmadığını. Hey yavrum heyy! Yok onların futbolcularına sert giriliyormuş. Yok burada futbol oynanmıyormuş. Bıraksın adamlar şov yapsın kardeşim. Hiç kimseler sormuyormu bu adamlara yıllar yılı futbolculuğundan çok takozluğuyla meşhur futbolcusu şuan onlarda kaptan ( İbrahim Toroman ) . Fenerbahçe ile oynanan maçlarda kendisine bir bakılsın. Herif canlı bomba. Hee bunlarda birde Baki Mercimek denen adamda vardı. Onlar süt kuzusu. Boş konuşmayı bırakın. Tabiki faul yapılıyordur. Futbolda olan şeyler. Ama kimse Toroman gibi kendini kaybetmiş bir şekilde topa değil adama girmiyordur. Şimdi yıllar yılı yaptıkları politikayı uyguluyorlar. Başarısızlıkta hemen Fenerbahçe'ye saldıralım. Herşey unutulur. Bu şekilde kendimizi savunuruz. Onların başarısızlığının sebebi biziz yaa. Çok sürmez bir kaç haftaya kankalarıyla beraber sahaya pankartlarla çıkmaya başlarlar. El değmemiş lig isterler. Uzay takımı, bu lig bizim ayarımızda değil, bütün maçlarımızı alır yani 17 de 17 yapıp şampiyon oluruz diyorlardı. Ne oldu ? Eğrimi gitti ? Üç haftada pes edip hemen saldırıya geçtiniz. Şimdi oturun haftaya veya daha sonraki haftalarda ne demeçler verebilirizi düşünün. Siz ancak demeç şampiyonu olursunuz..

2 Şubat 2011 Çarşamba

VAY ARKADAŞ YAA


Fotoğrafa bakınca böyle hayatta varmış diyorsunuz. Yakışır...

1 Şubat 2011 Salı

SELÇUK ŞAHİN


Fenerbahçe tribünlerinde genelde istenmeyen adam konumundadır. Öyle kişiler varki hata yapsın da yuhalayalım, ıslıklayalım diye atmaca gibi bekler. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin ben bu adamı seviyorum. İçinde Fenerbahçe sevgisini en çok taşıyanlardan. Yıllardır çubuklu forma altında kanının son damlasına kadar mücadelesini ediyor. Çoğu zaman yedektir ama bir kez olsun şikayet etmemiştir bu durumu. Biliyorki o formayı giymek herkese nasip olmaz ve herzaman dile getirmiştirde. Sezonun ikinci yarısı hazırlıkları sırasında verdiği her demeç ve futbolcu arkadaşlarına uyarıları ile belkide şu an yeniden şampiyonluk şarkılarını söylememize sebeb olan en büyük etkenlerden birisidir. En son oynadığımız Trabzon maçında yine her zamanki mücadelesi ve hırsı göze çarpıyordu. Bir kaç pas hatası yine homurdanmalara yol açmıştı. Görmüş olduğu kırmızı kartla yine o atmacalar girdi devreye. Ne küfürler ne kıyametler. Bu adama sahip çıkalım. En az bizim kadar Fenerbahçe'li. Sarı lacivert çubuklu için gözünü kırpmadan ölüme gidecek kadar Fenerbahçe'li. Bize yakışan ise bu adama sahip çıkmak.

DİP NOT : Trabzon maçında kimsenin dikkatini çekmeyen bir durum gözüme çarptı. Giydiği krampon'un rengine bakarmısınız. Hayatından hiç bir zaman çıkmayan renkler SARI LACİVERT..
Sarı lacivert günler seninle olsun Selçuk Şahin..

27 Ocak 2011 Perşembe

ARMANIN GURURU


Kimileri varsın doğuştan bilmem nereli olsun. Kimileri varsın armayı öpmedim formayı öptüm. Kimileride çocukluğumun takımına geldim hayallerim gerçek oldu desin. Herşey insanın kişiliğinden belli olur. Herkes kimin ne olduğunu bilir. Varsın bişeyler söyleyip dursunlar. İnsan konuşmadanda ne olduğunu belli eder. Resimde görüldüğü gibi...

ADAMSIN GÖKHAN GÖNÜL

24 Ocak 2011 Pazartesi

UNİFEB GERİ DÖNDÜ


Ve UNİFEB tribünlere dönme kararı almış. Gerçekten ne zamandan beri duyduğum en iyi haber. Devamı Vamos Bien olur inşallah. Hafta sonu oynayacağımız Trabzon maçını sabırsızlıkla bekliyorum. Maraton ve kale arkası tribününün organize şekilde bağıracağı günler tekrar dönüyor sanırım. Fenerbahçe'ye tezahürat yapacak gerçek Fenerbahçe'lilere ihtiyacımız vardı. Tribünümüzün biraz silkinme zamanı gelmişti. Pazar günü Unifeb'le birlikte Fenerbahçe'mizde geri döner diye düşünüyorum. Haydi Fenerbahçe...

20 Ocak 2011 Perşembe

İŞTE SİZE KAPAK


Az önce Alex'i neden sevdiğimiz ve ona neden taptığımızı bir kez daha anladım. Antalya da düzenlemiş olduğu basın toplantısında söyledikleri ne kadar adam olduğunu ispatladı. İşte Alex " Benim ailem bana bir eğitim verdi ve bu eğitimden çıkardığım ana fikirlerden biride seninle gelip birisi konuşmak istediğinde açık yüreklilikle dinle. Bu çıkardığım derslerden bir tanesiydi. Eğer Türkiye'den bana bir teklif gelirse açık yüreklilikle dinlerim fakat yine açık yüreklilikle reddederim. Ben fenerbahçe'ye maal olmuş Fenerbahçe taraftarlarının gönlünde taht kurmuş biriyim. Bir gün Fenerbahçe bana gelip Alex artık senle çalışmak istemiyoruz. Artık yollarımız ayıralım derlerse o andan itibaren hem kulübüme hem taraftarlarıma ve herkese teşekkür eder, bavulumu toplar başka bir yere giderim. Gideceğim yer Türkiye içinde Fenerbahçe'den başka bir yer olmaz. Biliyorumki ben bu hareketi yaptıktan sonra herkes nasıl Fenerbahçe'li olduğum gözler önüne gelecek ve herkes buna daha iyi inanacaktır " dedi. Şimdi ilk başta yıllarca bizde oynamış. Hayatında ne varsa bizim sayemizde kazanmış. Futbolu bırakmasına ramak kala ezeli rakibimize gidip imza atmış birisine yani Rüştü'ye kapak olmasında kime olsun Alex'in söyledikleri. Başka kimseyi söylememe gerek yok. Çünkü bizde kaptanlık yapmış adamsın. Hayatında ne varsa Fenerbahçe sayesinde edinmişsin. Rüştü olduysan Fenerbahçe sayesinde olmuşsun. Yapmayacaktın. Gidip ezeli rakibimize imza atmayacaktın. Bir tek Rüştü'yü örnek veriyorum. Başkasına gerek yok. Şimdi kimse demesin profesyonel futbolcu normaldir,gidebilir diye. Gidemez arkadaş. Giderse arkasından böyle konuşturur. EFSANEYİ YARATANLAR ÖLÜMSÜZDÜR. Alex bunlardan birisi oldu. Yaa Rüştü ?

12 Ocak 2011 Çarşamba

YİNE EŞSİZ BİR YAZI

Zaman Zaman

Sabahattin Ali'nin "Kuyucaklı Yusuf" romanında arada kalmış bir satır vardır. Der ki "Yıllar ağar ağar geçer, yavaş yavaş geçer ama hiç durmadan geçer"... O geçen yıllarda da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor maalesef... Her şey değişiyor; değişmek istemesekte biz bile değişiyoruz. Ama en acı değişim, uğrunda hayatımızdan fedakarlık yaptığımız Fenerbahçe'de oluyor; her şeyi kabulleniyorum da bunu kabul edemiyorum. Sevdik, bizi sevmediler unuttuk. Sevdiğimiz, saydığımız abilerimiz, büyüklerimiz bu dünyadan çok uzaklara gittiler, kendilerini özlettiler, unuttuk. Üzerinde yaşadığımız topraklar için hayaller kurduk, yerle bir ettiler, unuttuk. Deniz gibi, Yusuf gibi, Mahir gibi olmak istedik, korkuttular, unuttuk. Dostlarımızla her akşam oturalım, güzelleşelim, aman sabahlar olmasın dedik, her birimiz bir taraflara savrulduk, hayat denen mücadelenin içine düştük, unuttuk. Zamanın alıp götürdüğü bir çok şeyi unuttuk. Arada bir, bir yerlerden Fikret Kızılok'un "Zaman Zaman" şarkısı kulağımıza takılınca hatırlıyoruz, hüzünleniyoruz... Ne çok şey unutmuşuz...

Yine bu melodiyi bir yerlerden duyunca aklıma düştü; 90'ların başındaki Fenerbahçeliliği de unutmuşuz. Fenerbahçe'ye hakaret edenden hesap soran, Fenerbahçe'ye uzanan elleri lavoboya sokan abilerimizi unutmuşuz. Onların yerine birilerini koyamamışız. Maç alan efsane maratonu unutmuşuz. Şimdi maratona gitmek ciddi çaba ister olmuş. Evet, 90'ların Fenerbahçesi bizi çok üzdü. Annemden gizli gizli ağladığım zamanları hatırlıyorum. Ama o zaman bir başkaydı be Fenerbahçelilik... Şimdi bir şey hep eksik... Ne eksik bilemiyorum ama eksik. Bizzat sahit oldum, keşke olmasaydım. Bir grup Fenerbahçeli ufaklık onun forması lisanslı ürün, bununki sahte ürün geyiği yapıyorlardı. Biz o yaştayken sarı lacivert çubuklu bayraktı be. Sarı Lacivertin yanyana geldiği her şey kutsaldı. Ne lisansı vardı, ne de kocaman puntolarla reklamı; ama işte sevdamız vardı; Fenerbahçelilik bir başkaydı. Aziz Yıldırım hani Rıdvan'a sorduya "Hatırlıyor musun Rıdvan; soyunma odasına giderken paçalarımızı çekiyorduk" diye... Hani Rıdvan dedi ya "Fenerbahçe o zaman da büyüktü başkanım". Değer miydi ruhumuzdan, sevdamızdan bu kadar çalmaya? Neden direnemiyoruz bu değişime? Sevdamızdan bu kadar çalmadan uyulamaz mıydı zamana?

Unuttuğum bir sevda daha vardı kalbimde, 90'lı yıllardan gelen. Gönül meselesi... Yine bir "Zaman Zaman" melodisi ile aklıma düştü. Son bir atımlık barutum var, onu da harcama vakti yaklaşıyor. O baruttan sonra; öyle ya da böyle, ne ben eski ben, ne sevda eski sevda. Fenerbahçelilik de eskisi gibi olmadığına göre... Zamana yenilmiş mi olacağız şimdi?


romantikkanaryalar.blogspot.com'dan alıntıdır.....

22 Aralık 2010 Çarşamba

BU NE YAA !


Dün akşam sahada yeşil formalı bir takım vardı. İyi ki yeşil forma lıydı. Biz sahada böyle ruhsuz oynayan sarı lacivert çubuklu formayı görmeye tahammül edemezdik. Bii ara düşünmedim değil bu bizim takım olamaz. Bu kadar ruhsuz bir takım. Ligde eyvahları oynayan bir Buca karşısında ne kadar aciz durumlara düşen takım Fenerbahçe' miz olamaz. Allahınızı severseniz bii gidin. Ben bir 28 sene daha beklerim ama bu kadar ruhsuz bir takım görmeye tahammül edemem. Ve lütfen adam gibi oynamayacaksanız sakın sarı lacivert çubuklu forma giymeyin......

DİP NOT : Senin taraftarı yolmalık kaz yerine koymana tahammülümüz kalmadı. Senin endüstriyel futboluna sokayım. Bu formaya para verip alanın aklına şaşayım. İnadına sarı lacivert çubuklu.....

17 Aralık 2010 Cuma

GEÇMİŞ OLSUN EFSANE


Efsane futbolcularımızdan Lefter Küçükandonyadis Atina'ya gerçekleştirdiği seyehat sırasında düşerek bacağını kırmıştır. Aynı zamanda kalbinde ödem oluşmuş ve şekeride yüksek seviyede seyretmektedir. Şuan itibari ile Yunanistan'da müşahade altında tutulmaktadır. Kendisine geçmiş olsun deyip acil şifalar diliyoruz.

16 Aralık 2010 Perşembe

MÜKEMMEL ÖTESİ

Okur Yorumu

Giray Bey merhabalar,
Benim adım Tufan, Ankara'da müfettiş olarak olarak görev yapıyorum Farklı bir sitedeki yazınızı okudum.. Tek kelimeyle muhteşem, Basri abinin bende yeri ayrıdır, çünkü benim doğum günüm olan 17 eylül 1979'tan tam 20 sene sonra aynı gün vefat etmiştir.. Ve bu değerlere sahip çıkarak böyle güzel yazılar kaleme alan sizlere bizzat teşekkür etmek istedim.. Endüstriyel futbol zırvalamasının acımasız dişlileri içinde gerçek Fenerbahçeliliğin ne demek olduğunu unutturmak isteyen populist düzene başkaldırınızı yürekten alkışlıyorum.. Fenerbahçelilik bir yürek sızlamasıdır, bir hüzündür, kaybedilen değerler kuşağında.. Bir başkaldırıdır haksızlıklar karşısında.. Yağan yağmurun, karın altında ayak uçlarını hissetmeden, donarak maç izlemektir.. Güneşin altında bütün gün kavrularak maçın başlamasını bekmelek, kokoreç kokuları arasında yeşil sahada süzülen çubukuluları görmek için sabırsızlanmak.. Eminönü'nden kalkan vapurda formalı ve kaşkollu birilerini gördükçe, tanıdık bir gülümseme ile selamlaşmaktır tanımadık yolcularla..
Ben de Ankaragücü maçını, üstelik de Ankaragüçlülerin arasında, Fenerbahçemize yapılan hakaretlerin kulak çarpmaları arasında izledim.. Ruh ikizi "takımdaşları" ve "taraftardaşlarını" bulmanın manasız mutluluğu ve saçma sapan gururu içinde, laciverte kaçan mavileri, solmuş sarıları, kirlenmiş beyazları ve koyuluğu bozlaşmış yeşilleri arasında kopuk bir taraftarlığın temsilcilerine güzel bir ders vermesini bekliyordum Fenerbahçemizin... Her Fenerbahçe maçında ellerini avuşturarak "yolacak kaz" bekleyen onur-sus yöneticlere, kutsal(!) ittifakçılara, temiz-lig(k)çilere.. Küfürbazlara, goygoyculara, işbilmezlere, büyüklük nedir bilmezlere; bir büyüklük, bir efendilik dersi vermesini bekliyordum Fenerbehçemizden.. Öyle ki o tribünün yarısı da benim gibi bekliyordu, bir gol atsa de Fenerimiz, içimizden haykırsak, sessizce.. İşte buradayız diye.. Ki bu durum karşı takım(cıklar)ın gol attığı zaman tribünün çoğunun sevinmemesinden anlaşılıyordu.. Ama olmadı.. Olsun.. Siz yazdınız ya Basri abiyi.. Yazdınız ya "iyi gidenler"i.. O soğuğa sadece bu renkler için katlanan; normal insanların değil, sadece "çubuklu" delilerinin anlayacağı bir frekansta aşklarını yaşayan tüm kardeşlerimin donan ellerinden öptüm ya.. 19 Mayıs stadının üstünden yağan karın Basri Dirmlilerin ruhunu taşıyan yürek savaşçılarının saflığını ve cesaretini gösterdiğini anladım ya..
Ayak parmaklarımın ucu başuna donmamış, değmiş.. Şanlı sarı, onurlu lacivert, efsane çubuklu destanı devam ediyormuş, değmiş.. Yenmeye, yenilmeye değil, Basrilere, Lefterlere, Sporellere gönül kaptıranlar hala varmış, yaşıyorlarmış, değmiş.. Sadece gökte değil, yerde de nefes alıyormuş bunlar, değmiş.. İşte biz buradayız diye haykırabiliyorum şimdi, değmiş.. Kadıköy sahilinde çay içerek çubuklularını görmek için sabırsızlanan herkese selamlar..
Yüreğinize, emeğinize, kaleminize sağlık..
Yürek var vuruşmaya, soluk var harcanmaya, canlar var verilmeye; Fenerbahçe'ye..
-Tufan

Her sabah bilgisayarımı açtığım zaman ilk yaptığım hareket soldanatak.blogspot.com sayfasını ziyaret etmektir. Yine ne yazmış, neler döktürmüştür diye.Blog sahibi ve yazarı Giray hak ettiği ilgiyi alakayı bu "okur yorumu" yazısında göstermiş Tufan adındaki kardeşimiz. Kendisinede çok teşekkür ediyorum hem soldanataktan aldığım bir alıntıyı ilk benden okuduğunu belirttiği için hemde bu kadar müthiş bir yorum yaptığı için.. Gerçekten mükemmel..

Giray ve Tufan devam kardeşlerim , renktaşlarım..

15 Aralık 2010 Çarşamba

Sen Olsan Kızardın..


Sen olsan kızardın‚ beğenmezdin‚ yada öyleymiş gibi yapardın...

Küserdin‚ kaçardın içeriye‚ izlemezdin Fenerbahçenin maçını‚ yüzünü ekşitirdin Volkanın yediği gollerden‚ bir de rakıdan...

"Gel bak‚ iyi oynuyoruz" der‚ çağırırdım seni‚ kolundan tutar‚ getirmeye çalışırdım salona. İnadın inattı‚ göz ucuyla bakardın Deividin golüne‚ beğenmezdin‚ yada öyleymiş gibi yapardın...

Sonra sonra‚ ne hikmetse yolun düşerdi salona‚ 3. golü yerdi Fener‚ bunlar topçu değil der‚ çıkardın işin içinden. "Hadi‚ sen de üzülme‚ çek bakalım kafayı" derdin‚ "değmez" derdin "kendini üzmeye...Koca adam oldun artık..."

Sonra devre arası olurdu‚ tilki uykusuna yatardın kanepede‚ perçemin düşerdi alnına‚ düzeltirdim usulca "Alex çevirecek derdim maçı"‚ cevap vermezdin...

İkinci yarının başlamasıyla Fenerbahçe bir başkaydı‚ bir gözünü aralar‚ Gökhan için "Bu çocukta iş var" derdin... Elma dilimleri kararmaya başlardı meze tabağında‚ gol gelmezdi. Uyudun sanır üstünü örterdim‚ gelmezdi gol...

Birden‚ Deivid vururdu topa‚ ev yıkılır gibi olurdu‚ ben kendimden geçmiş bağırırken‚ sen gözlerini açardın...

Uzatmalara giderdi maç. Gol atamazdık uzatmada. Sen olsan kızardın‚ beğenmezdin‚ yada öyleymiş gibi yapardın... "Volkan kurtaracak penaltıları!" demezdik ikimizde‚ nazara inanırdık... Fenere inanırdık‚ ama sen inanmazmış gibi yapardın‚ beğenmezdin...

Son penaltıyla kendimden geçerdim ben‚ sen yine sakin‚ yine sessiz olurdun. Keyfin yerine gelirdi‚ sen belli etmesen de‚ ben anlardım. Sen yine beğenmezdin‚ "Kaçmaz o goller" derdin‚ izlemediğin maçın golleri için...

Sen olsan... Beni kızdırmak için beğenmezdin Fenerbahçeyi...

Sen olsan... Birlikte kalkardı galibiyet kadehleri...

Sen olsan... Yine bu kadar kaptırırdım kendimi...

Sen olsan... Yine şampiyonluktan konuşurduk... Sen beğenmezdin‚ yada öyleymiş gibi...

Fenerbahçe çeyrek finalde...

Bir de sen olsaydın... Keşke... O zaman ağlamazdım... Yanında...

14 Aralık 2010 Salı

BASRİ DİRİMLİLİ

Basri abi, Topa Burun Vuruyorlar!


Basri abi merhaba..
Umarım rahatın yerindedir, huzurlusundur orada.. On seneyi geçti sen gökyüzüne çıkalı.. Aramızda 'uzak kuşak' farkı olduğu için "hikayelerinde büyüdük" diyemiyorum, sadece 'efsane' olduğun bilinir bu eşrafta.. Unutulmadın, her fırsatta muhabbetimize düşüyorsun, hiç merak etme, aklımızdasın.. Çok şey bilmem hakkında, ama derler ki başın kanlar içindeyken hava topuna yükseldiğinde yankılanan "şaap" sesi, tribünden duyulurmuş.. Ne güzel adammışsın sen Basri abi..

Bu hafta sana futbolla alakalı pek birşey anlatabileceğimi sanmıyorum.. Hiç girmiyorum o konuya zaten.. Senin, çubuklu için ter döktüğün yıllarda daha yeni yetme olan çömezin Aykut Kocaman, hoca oldu başımıza, ne de iyi oldu.. Görsen, nasıl yakışıyor aslında.. Şimdilik değerini bilemiyoruz pek, sonra anlaşılacaktır elbet.. Basri abi, laf aramızda burada bir Lugano var, sorma gitsin.. Sana benzetiyorlar biraz..
Konu dağılmasın ağbi, bir derdim var benim.. Hani tamam, sizlerin zamanıyla kıyaslanamaz 21. Yüzyıl futbolu, endüstriyele kapıldık gidiyoruz, eşleştirmek ağır demogoji olacak, farkındayım.. Sizin zamanınızda çaput bağlarlarmış, ama şimdi kırmızı kramponlu lejyonerler var demek olmaz, farkındayım.. Fakat, günümüzle kıyasladığımızda bile haddinden fazla çelişkiler barındırıyor bünyesinde bu futbol sektörü denilen meret.. Sektör oldu Basri abi, görsen ne paralar dönüyor piyasada.. Ankaragücü ile oynadık bu hafta, takımın maşallahı var, ilk yarı iyiydik ama olmadı işte, iki gol yedik, gitti üç puan.. Deplasmana gidecektik, 135 lira dediler bilete Basri abi.. İdrak edebilmen için asgari ücretin 570 lira olduğunu belirtmem gerek.. Sizin dönemle kıyaslarsak hata yaparız dedim ya, ona mahsuben bu gereksiz bilgi.. Çok kişi gidemedi deplasmana Basri ağbi, çok pahalıydı.. Gidenlere de helal olsun tabi, seninle aynı fikirdeyim..
Fakat bir topluluk vardı abi orda..


O soğukta gittiler Ankara’ya, bir bildiri hazırlamışlar, onu okudular, protesto ettiler bilet fiyatlarını, tribüne girmeden geri döndüler.. Bu bahsettiğim kişiler kendilerine Vamos Bien diyorlar, anlamı “iyi gidiyoruz” demek.. Her gittikleri yere ‘iyi gidiyorlar’ ağbi.. Hani bizim büyüklerimiz zamanında bizlerin daha iyi şartlarda yaşaması için mücadele etmişler ya, onların derdi de aynı gibi aslında.. Giderek yozlaşan bu futbol kültürünü ensesinden tutup çamurdan çıkarmaya çalışıyorlar.. Uğraşmaları bile güzel değil mi Basri abi? Hem bak ne söyleyeceğim sana, protesto ettikleri esnada takım otobüsü geldi, durdurdular aracı anlattığım insanlar.. Onların neden orada olduklarını bilen oyuncular alkışladılar biliyor musun Basri abi? İçi ısınmaz mı insanın o soğukta? Senin çömezin, bizim güzel hocamız Aykut Kocaman alkışladı önce otobüsün içinde.. Sonra toplanıp döndüler geri.. Maçı da Ankara çıkışında bir köy kahvesinde izlediler.. Dönüş yolunda uyudu abi hepsi.. Malum ertesi gün iş günü.. Çalışıyorlar haliyle, öğrenciler ve işsizlerde var aralarında.. Ama bu pis düzenin içinde, bu pahalı sevdanın içinde para kazanmaları gerek diğer ‘aşkiyalar’ gibi, deplasmana gidebilmek için.. Kadıköy'e varabilmeleri için..

Basri abi bunları neden sana anlattım, inan bilemiyorum.. Huzurunu kaçırmadım umarım.. Eski bir çınara tutunmak istedim belki, kimse dinlemiyor çünkü.. Burda değişti abi herşey, bize anlatıldığı gibi yaşanmıyor sevdalar artık.. Aşile tendona giriyorlar Basri abi.. Kendi mahallemizde çevirelim artık topu, yukarı mahallede burun vuruyorlar!

soldanatak.blogspot.com'dan alıntıdır...

15 Eylül 2010 Çarşamba

Çaylar İsmet'ten!

Kısacık bir hikaye bu, güzel insan Rastafari Hakanhocamın kaleminden..

o malum yere,
çatonun yerine gidiyoruz,
günlerden pazar,
ağustosun 17'si,
akıllarda o uğursuz gün var,
sanki bişeyler konuşsak konu dönüp dolaşıp o güne gelecek,
sanki böyle susunca herşey bitmiş,
unutulmuş,
hatta belki de hiç yaşanmamış varsayılacak...
bizim şoför (Nihan) seri kullanıyor arabayı,
kızımla (Deniz Naz) arkadayız,
yavaş sür diyoruz,
sarsma bizi..
hava tarifsiz sıcak,
Deniz Naz'ın albümünü dinliyoruz,
kendi seçti şarkıları,
sırasıyla çalıyor,
4- peynirli pizza, Hepsi söylüyor,
ardından bana bir masal anlat baba Derya Köroğlu,
3 numarada 100 yıl önce doğdu şanlı efsane yer alıyor,
hep birlikte tempo tutuyoruz..
17 ağustosu unuttuk..

Havran - Akçay arasında,
tek gidiş tek geliş şerit olan yoldayız,
yolun sağlı sollu kenarlarında tabelalar var,
ben de tabelaları okuyorum,
birinde şöyle yazıyor,
"organik köy kahvaltısı verilir"
bu ne ki len?
hem organik,
hem köy,
hem kahvaltı,
ulen diyorum kendi kendime,
etkili oluyor herhalde cümlenin başına "organik" kelimesini koymak,
kesin kandırdıkları oluyordur..

derken başında organik olmayan bir tabela görüyoruz,
gözleme ayran..
budur deyip hafif topraklı yola girip şoföre arabayı parkettiriyoruz,
büyük bir çeşme yapmışlar buz gibi su akıyor,
4-5 adet masa var,
masaların üzerinde asmalar tamamen kapamışlar hain güneşin ışınlarını..
en kenardaki masaya oturuyoruz,
derken o geliyor..

hafif kulağıma eğilip sadece benim duyabileceğim tonda soruyor;
"abi feneriumdan mı aldın onu?"

adı İsmet..
12-13 yaşlarında,
merak ettiği küçük bir çanta FB amblemi olan,
Nihan almıştı bikaç yıl önce,
hediye babında..
"evet" dedim,
devam etti ismet,
"2 hafta önce fenerium tırı geçti buradan, ayvalığa gitti, el ettim durmadılar, aslında dursalardı, bi tane güiza forması alacaktım, bir atkı, bir de çanta.."

içimden;
"ah be İsmet onları parayla satıyorlar,
bedava dağıtmazlar ki.." diyecektim,
koynundan küçük bir kese çıkardı,
"tam 100 ytl var abi, bu yaz biriktirdim, dursalardı alacaktım, ama yarın yine geçecekmiş tır, bu kez önüne bile atlarım gerekirse..."

gözlerim ıslandı,
öylece kalakaldım,
hani o an sihirli lambada ki dev olsaydı da,
sorsaydı,
dile benden 3 dilek sahip diye,
1 derdim tırı getir,
2 derdim Güizayı getir formasını imzalasın,
son olarak İsmet'e taraftar kartı, hem de platin olanından..

İsmet yaz boyunca orada çalışıyor haftada 40 ytl alıyormuş,
köyü çalıştığı yerin bir-kaç km uzağında,
okulu eve epey bir uzakmış,
her gün 5-6 km yürüyormuş,
bazen diyor İsmet,
yolun kenarına geliyoruz arkadaşlarla,
okula giderken bizi alıyorlar,
yürümekten kurtuluyoruz,
kışın çok zor oluyor..

3 gözleme 3 ayran ardından 4 çay ısmarlıyoruz,
hiçbirşey konuşmadan,
yiyoruz,
içiyoruz,
Deniz Naz soruyor,
"baba tır neden durmamış?"
"görmemiştir kızım İsmet abiyi" diyorum,
yoksa durma mı?

hesabı istiyorum,
"8 tl versen yeter" diyor ismet,
ben 10 veriyorum hadi üstü senin olsun diyorum,
"sağol abi" diyor,
arkasından bakıyorum,
cebinden biraz bozukluk çıkarıp kasaya veriyor,
bi dakka bi dakka nooldu diye içeri koşuyorum,
ve öğreniyorum,
hesap 11,25 tutmuş,
çayları İsmet ısmarlamış bize..

oradan ayrılıyoruz,
bize okçunun selamını vererek uğurluyor,
biraz eskiydi ama,
çanta İsmet'te..


soldanatak.blogspot.com dan alıntıdır...

30 Temmuz 2010 Cuma

İNADINA HEP DESTEK TAM DESTEK


-Fenerbahçe´nin en büyük gücü taraftarıdır..
-Fenerbahçe´nin en büyük gücü birlikteliğidir..
-Fenerbahçe taraftarının en önemli özelliği takımına sahip çıkmasıdır.
-Fenerbahçe taraftarının en güzel tavrı ne olursa olsun Fenerbahçe´sini korumasıdır..

Fenerbahçe taraftarı EN İYİ kötü gün taraftarıdır..

Başarıların‚ kupaların geldiği zamanlara dönüp bakalım..Birlikteliğin had safhada olduğu‚ her şeye rağmen birlik olunduğu dönemlerdir.
Kötü geçen sezonların ardından ertesi yıldaki birlikteliğin etkisi büyüktür..

Yakın zamanda akla gelen BJK´nın 11 puan öndeyken bizim Rize maçının 1-1 bitip kural hatası ile tekrar edilen maçta biletler yeniden paralı olmasına rağmen stadı tıka basa doldurup kazanıp o sezon şampiyon olduğumuz sezon ve Denizli sezonu sonrası 100.yılımızda o ağır travmaya rağmen kazandığımız şampiyonlukları örnek gösterebiliriz..

Yani o dönemlerde "ben" değil Fenerbahçe için "biz" demiştik..
O zamanlar Fenerbahçemize küsmeyip yukarıda yazılan Fenerbahçelilik tavrıyla en kötü halde bile ertesi yıl Fenerbahçemizin yanında olmuştuk..

Şimdilerde ne oldu da "ben" diyoruz..
Ne oldu da "ben" artık kombine almayacağım diyebiliyoruz..
Fenerbahçe mi değişti‚ Fenerbahçe bitti mi‚ bir yere mi gitti..

Hadi "ben"i geçtik bu sene kitleleri de ayaklandırıp "almayalım" diyebiliyoruz..

-kombine almayın..
-Fenerium´lara uğramayın..
-maçlara gitmeyin..
-Stadda tepki gösterin.Protesto edin..

Bunları söyleyen arkadaşlar artık uyandıklarını‚ koyun olmadıklarını‚ bu Başkan kaldığı sürece destek verenlerin biat ettiğini ve buna benzer söylemlere Fenerbahçemizden ayrı kalmamızı ve her şeyin Fenerbahçe için olduğunu söylüyorlar..!

Yani "biz" Aziz Yıldırım´ın gitmesi için olalım..O gidene kadar protesto edelim‚ uyanık davranalım ve bunu da Fenerbahçe için yapmış olacağız..!

Ben sanırım uyumaya devam edeceğim ve koyun gibi her maçta Fenerbahçe diyerek meeleyeceğim...

O nedenle bir çağrı da ben yapayım ve "ben" yerine "biz" olabilmek için kombine almaya‚ yeni çıkan formalardan almaya davet edeyim..

Paralar ne de olsa Fenerbahçemize gidiyor..
Başarı da "biz" olursak geleceğine göre‚ "biz" olursak Fenerbahçe olacağına göre o halde "ben" demeden‚ "ben bıktım‚ ben olmayacağım‚ ben bu halde destek vermem‚o olursa ben yokum‚ bu gitmezse ben gelmem" demeden‚ "biz" olup sadece Fenerbahçemiz için kenetlenelim..

Aziz Yıldırım´mış‚ Güiza´ymış‚yeni transfermiş‚ hiç biri‚ hiç kimse değerli değil Fenerbahçemizden..

O´nu yalnız bırakmak kendini yalnızlığa itmek demektir..
Çünkü Fenerbahçe "biz"iz.

( Sarılaciçubuklu'dan alıntıdır )

26 Temmuz 2010 Pazartesi

SOL KANATTAN BİNDİRENLER


90'lı yılların çilekeş takımında çubuklunun en çok yakıştığı , en şık abilerimizdendi Kemo. Üstün yetenekleri ile olmasa da tekmeye kafa sokan, ısıran, tuttuğunu koparan; emek yoksa ekmek yok şiarıyla 90 dakika soluklanmadan oynardı. 3 yıl üstüste şampiyonluk sözüyle bit pazarına trilyonluk nur yağdırırken, rakibini öpen Kemalettin ne giderdi şimdi, Rakı yanına buz gibi kavun.

Kemalettin Şentürk'ü benzerlerinden, çağdaşlarından, meslektaşlarından (Şabanlar, Şaşlar, Sergenler) ayırmam Televole sayesinde olmuştu. Futbolcuların evlerini TV'ye açtıkları dönemde mütevazi evinin zengin kütüphanesi önünde "saçlarına yıldız düşmüş koparma anne" dediğinde mest etmişti beni. Sonrasında İP'nin Atsız'a bu denli yaklaşmadığı dönemlerde, gazete ilanlarında Kemalettin Şentürk (FB'li futbolcu) ilanları ile irkildik. Artık iyiden iyiye çemberin dışına çıkan Kemo Nijeryalı kankası Uche'nin Türk vatandaşlığına geçeceği dönemde bir kez daha araya girdi topu kaptı. Hacı Uluç olarak belirlenen ismi beğenmeyip, "Deniz koydu adını..." Aynı Deniz Uygar
bir Ebru Gündeş klibinde oynayınca ben de Ahmet Kaya klibinde oynarım diyerek Fenerbahçe formasıyla son kez bindirdi sol kanattan.Bir görünüp bir kaybolarak geçti kalan futbol hayatı. önce Gaffar Okan'ın Diyarbakır'ında eski Antepli B.Hasan'la siyasi bir kavgaya tutuştu saha ortasında. Akabinde Ege'nin karşı kıyısında " sakallı bir resimdi ne kadar mütebessimdi" edasında göründü elbette halkların ve uzonun rakının kardeşliğinden kelam ederken... Sessiz sedasız bıraktı futbolu diyorduk ki Artvin'in başkalaşmış ilçesi Hopaspor'a transfreini gördük gazetelerde sana da bu yakışırdı dedik. Mücadelesi hiç bitmedi Kemo'nun , yorumculuğunu gördük nadir de olsa, diğer futbolcu eskileri gibi 4 3 3 , 4 4 2 derdine düşmedi, diğer topçu eskileri gibi biz kopenhagdayken , torinodayken mavalları okumadı, sporcuların örgütlenmesi ve sendikalaşması üzerinde durdu. O'nu son görüşümüz de böyle oldu.

Kemalettin saha dışında saha içinden çok daha renkli, istikrarlı oldu belki ama yeşil sahalardan da işgal edilmiş Filistin topraklarında kaldırdığı zafer işareti, adaleti ne öte dünyaya ne hakeme bırakan bir öfke ve de Hayrettin'e attığı güzel bir kafa golü bıraktı geriye...

"Yani kısacası benim güzel annem..." Kemalettin Şentürk çıkarıp yüreğini ortaya koyan bir adam oldu vesselam...

romantikkanaryalar.blogspot.com'dan alıntıdır..

BUNLARI DA TAKİP EDİN

Powered By Blogger

Bu Blogda Ara

İzleyiciler