26 Temmuz 2010 Pazartesi
HALA ANLAYAMADINIZMI ? YAZIK ! ÇOK YAZIK..
Geçtiğimiz cuma günü forma tanıtımında konuşan her yöneticimiz, "iyi bir pazarlama" stratejisinden bahsetti formalar için. Onlara "pazarlama stratejisi" sandıkları şeyin, Fenerbahçe taraftarının istek, arzu ve düşkünlüğü olduğunu birinin anlatması lazım. Siz, Fenerbahçe taraftarına Fenerbahçe formasını, bir strateji belirleyerek pazarlayamazsınız efendiler! Koca, koca adamlar olmuşsunuz, Fenerbahçe'ye bir şekilde yönetici olmuşsunuz ama hala gerçek ! taraftarın düşünce yapısını anlayamamışsınız. Yazık !
Arap Şunlara Kafa Atsana!
"Gece pavyonda dansöz oynatıp,
sabahında Galatasaray'a 5 çeken takımın banko bek'i..
Mevzu yapılamazdı Kadıköy'de onlar olduğunda..
Arap'tı o.. Arap İsmail.."
-İsmail abi kaç yaşındasın, futbola ne zaman başladın kısaca anlatır mısın?
“1961 İstanbul doğumluyum, futbola Sarıyer’de başladım sonra Gaziantepspor’da oynadım 1982-83 sezonunun başında da Fenerbahçe’ye transfer oldum. Fenerbahçe’de 11 yıl top oynayıp 1993-94 sezonunda jübile yaptım.”
-Anteplisin değil mi?
“Yok hayır, Rizeliyim.”
-Abi Rizeliler açık tenli olur, senin gibi kapkara Rizeli zor bulunur. Senin bu Araplığın nereden geliyor?
“Aslında ben Arap falan değilim, lakabım Arap. Yıllarca hep bana ‘Arap İsmail’ dendi, kısaca Arap derlerdi, o tenimin esmerliğinden geliyor, memleket ise Rize.”

-‘Herkes bana Arap diyor’ dediniz. Ben birini hatırlıyorum o da size Arap diyordu, Gerson.
“Gerson bana ‘Ayap’ derdi. Arap demeye dili dönmüyordu. E Tabi takımda herkes Arap aşağı Arap yukarı deyince bizim Brezilyalı Gerson da ki, kendisi zenciydi, o da bana Arap diyordu. İlk dediği zamanı hiç unutmam, bu yeni gelmişti takıma, Dereağzında idman yapıyoruz, baktım Gerson ‘Ayap topu at’ diyor. ‘Ulan ben Arapsam sen Arabın önde gidenisin’ demiştim, herkes gülmüştü.”
-Abi yoksa senin bu Arap lakabı kabadayılıktan dolayı da takılmış olabilir mi? Genelde alemde racon sahibi babaların isimlerinde hep Arap sıfatı vardır.
“Bilmem olabilir. Kabadayılık vardı biraz, öyle haksızlığa gelemem, hemen tepki veririm, arkadaşım kavga ediyorsa yerimde duramam hemen ben de girerim, böyle bir yapım var benim.”

-O arkadaşlardan biri kabadayılığı ile ün salmış Abdülkerim miydi?
“Apo benim çok iyi arkadaşımdı, onunla ölüme bile gidilirdi, öyle sağlam arkadaştı, hala görüşüyorum kendisiyle, o benden daha fazla kavgacıydı ama, ben durduk yere kavga etmezdim, yeri gelince ederdim.”
-Mesela bir Samsun olayı var onun gibi mi?
“Samsunspor maçı tam faciaydı, 87 senesiydi, Samsun’da oynuyorduk, ortalık karıştı, herkes tekme tokat birbirine giriyordu, ben de bir baktım arkadaşlarım kavganın göbeğinde duramadım doğal olarak müdahele ettim, sonra maç yarıda kaldı.”

-Daha sonra ne oldu?
”Ne olacak, ben 4 ay ceza aldım, Federasyon bizim takımdan tam 7 futbolcuya aylarca ceza verdi. Çok ağır ödedik o kavganın faturasını.”
-80’li yılların Fenerbahçesi çok renkli bir takım, olacak o kadar ceza çünkü öyle film isimler varmış ki o takımda.
“Vardı tabi Apo, Arif abi en baştaydı zaten.”
-Arif abi nasıl biriydi?
“Mükemmel bir insandı, çok dürüsttür, çok da özel yetenekli bir futbolcuydu ama gece hayatı nedeni ile kendine çok yazık etti.”
-Siz de çok gezer miydiniz onlar gibi?
“Her futbolcu gezerdi sadece ben değil ama Arif abi ile Apo daha bir başka gezerdi, onların hızına kimse yetişemezdi. Mesela beni ilk gezmelere Arif abi çıkarmıştı, ben İstanbul’da hiçbir yer bilmezdim, Arif abi ise her yeri karış karış bilirdi, yeni açılan mekanları, en güzel gazinoları falan hepsini bilirdi, oralarda herkesi tanırdı, yanında beni de götürürdü ama ben onlar kadar fazla gezmezdim.”
-Neler yapardınız peki?
“Bizim zamanımızda öyle play-stationlar, lap-toplar, mp3 çalarlar falan yoktu, biz arkadaşlarla hep beraber takılırdık, aile gezmeleri yapardık, akşamları yemeklere giderdik, genelde toplu halde gezerdik, hatta Galatasaray’dan, Beşiktaş’tan arkadaşlar da olurda yanımızda. Kamplarda birkaç kişinin odasında toplanırdık, makara yapardık, kağıt oynardık, çok da güzel eğlenirdik.”
-11 sene Fenerbahçe’de oynadınız en güzel anınız neydi?
“103 golle rekor kırarak şampiyon olduğumuz sene her şey mükemmeldi onu unutamam.”
-En kötü anınız hangisiydi?
“Aydınspor’a 6-1 yenildiğimiz maç, o çok kötü bir anıydı.”
-Sizin rahmetli Özal ile de bir anınız olmuş onu anlatır mısınız?
“84-85 sezonunda Ankara’da Gençlerbiriliği ile oynuyoruz, yenmemiz gerek ama 1-0 yenik duruma düştük, sonra gol de atamadık artık maç bitti bitecek ama biz bir türlü golü bulamıyoruz, umudumuz da kalmamış. O arada tribünde rahmetli Özal da var, maç öncesi biriyle iddiaya girmiş, 1-1 biter diye. Son dakikalarda onun da umudu bitmiş. Neyse maça dönelim tekrar dakika 86 bir top geldi önüme, vursam mı vurmasam mı düşünürken, vurdum ama arkadaşlar bana vur-ma diye bağırdı çünkü çok zor pozisyondu ve şansımı fazlasıyla zorlamıştım ama top gitti kaleye gol oldu hem de öyle güzel bir gol oldu ki yılın golü seçildi. Maç benim o golle 1-1 bitti. Soyunma odasına rahmetli Turgut Özal geldi, beni buldu, ‘teşekkür ederim sana, iddiaya girmiştim, mahçup etmedin beni’ dedi.”
-Abi senin gollerinde vardı bir tanesini hatırlıyorum Atalanta’ya atmıştın, ayrıca sağ bek olmana rağmen penaltıları da sen kullanıyordun.
“Evet takımın penaltıcısı bendim, Aykut, Tanju varken de ben atardı, penaltı kararlılık gerektitir, teknik ve aynı zamanda sert vuruş gerektirir, kendine güven gerektirir, bu özellikler ben de vardı.”
-Peki milli maç anıları?
“Biz milli maçlara korkarak çıkardık, 3 mü 5 mi yiyeceğiz diye çok korkardık. O zamanlar senede 1-2 milli maç oynanırdı. İstanbul’da İngiltere’den 8 yediğimiz maçta ben de oynadım, maç sırasında Abdülkerim’in bileği dönmüştü, oyundan çıktı yedek kulübesinde rahmetli Candan Tarhan’ın yanına oturdu. O sırada milli takım teknik direktörü Candan Hocaydı. Durum 5-0 olmuş, Candan Hoca Apo’ya dönüp, ‘Apo fark olacak galiba’ demiş. Apo daha sonra bize bu olayı anlattı çok gülmüştük.”
-Abi senin lakabın Arap’tı, başka ne lakaplar vardı?
“Rıdvan Şeytan, Turhan Rambo’ydu, Erdi’ye ‘Takız’ derdik, onun dili peltekti sakız diyemezdi, Hakan’a Lazo derdik, Nezihi’ye de Deli derdik.”
-Gerçekten deli miydi?
“Bayağı deliydi, boş yere deli denmez ki insana, manyaklığından geliyordu lakabı, maçlarda garip deli deli hareketler yapardı.”
-Peki abi bir çok hoca ile çalıştın örnek aldığın biri var mı?
“Hiddink başkaydı, ben de teknik direktörlük yapıyorum ve onu örnek alıyorum, yanında tam 3 ay kaldım Eindhoven’de, Mardin’de, Sarıyer’de, Sivasspor ve son olarak Malatyaspor’da teknik direktörlük yaptım ve Hiddink’ten öğrendiklerimi uyguluyorum. Onun dışında Veselinoviç ile Stankoviç de iyi hocalardı.”
-Veselinoviç nasıl biriydi?
“Çok şakacı, futbolcularla diyaloğu iyi olan, bana bir tek o ‘Arap’ demezdi.”
-Ne derdi peki?
“Çocuk derdi, beni ufak tefek görüyordu herhalde o yüzden hep ‘çocuk’ derdi.
-Abi rakiplerinizle aranız nasılı saha dışında, mesela Fatih Terim Galatasaray’ın kaptanıydı. Görüşür müydünüz kendisiyle?
“Çok sık görüşmezdik ama Fatih Terim’i dışarıda görürdüm, karşılaşırdık yani tesadüfen öyle bir samimiyetimiz yoktu ayak üstü sohbet ederdik, ayakkabısının arkasına basarak yürürdü onu hatırlıyorum. Şimdiki hali ile arasında dağlar kadar fark var.”

-Saha içinde rakiplerinizle aranız nasıldı, neticede sen bir savunma oyuncusuydun, sertlikler oluyor muydu?
“Ben en çok Trabzonsporlu İskender ile kapışırdım, sahada her karşı karşıya kaldığımızda da tekme atardım, sert oynardım ona karşı, napayım durdurmak için başka çarem yoktu.”
-Kızar mıydı?
“Bana hiç kızmazdı çok severdi beni hatta ‘sen istersen ayağımı kır ama Müjdat yanıma bile yaklaşmasın’ derdi.”
-Müjdat ile derdi neydi?
“Bilmem ona gıcıktı, ‘Müjdat’a uyuz oluyorum,, sen vur ama o vurmasın’ derdi.
-Abi senin zamanında Aziz Yıldırım gibi, Ali Koç gibi yönetici ve başkanlar yoktu, o dönemki idarecilerinizle aranız nasıldı?
“Eski yöneticiler çok ilgilenirlerdi bizimle mesela Futbol Şube Sorumlumuz Aziz Yılmaz abi vardı, sahada bize bir şey olsa hemen o da sahaya dalardı, dışarıda da çok yardımları olurdu bize, manevi yönden de maddi yönden de destek olurlardı.”
14 Temmuz 2010 Çarşamba
TEŞEKKÜRLER GÜRCAN BİLGİÇ

Gürcan Bilgiç , Resmen hislerime tercüman olmuş. Kendisini tebrik ediyorum bu yazısı için.Tribünlerin ruhu
Armanın gururu sarı melekler... Kadın Voleybol takımı için Telsim Tribünü'nde açılan bu pankart, Fenerbahçe tribünlerinin gönüllüsü üç büyük grubu, yaklaşık yedi bin taraftarı, Saracoğlu Stadı'ndan ayırdı.Maçın uzatma anlarında, bitime üç dakika kala, sahayı göremediklerini iddia edenlerle, voleybolculara bu jestin yapılması gerektiğine inananların kavgası sonucunda 21 taraftar ceza aldı. Sahaya bir şey atmadılar, küfür etmediler, rakip taraftara saldırmadılar, sakıncalı pankart açmadılar. Sporcularıyla gururlanmalarının sürmesini istediler ve kavga çıktı. Elbette doğru değil olanlar. Ama bir tribün terörü hiç değil. Bireysel, anlık reflekslerle geliştiler.
Hemen hepsi öğrenci olan bu çocuklara altı ay statlardan uzaklaştırma cezası geldi. Babalarının ellerine de 1700'er liralık fatura. Çocuğunu okutmak için bütçesini zorlayan bir aile reisinin, çocuğunun Fenerbahçe sevgisi için ödemesi gereken faturaydı bu. Ortaya bir tercih durumu çıktı.
Ve son olarak Unifeb ayrıldı tribünlerden. Necdet Ersoy tarafından, "Üniversitede okuyan bu çocuklar tribünlerde kaynaşsınlar. İlerde hayata atıldıklarında hangi meslekte olurlarsa olsunlar, Fenerbahçelilik kimliğiyle birbirlerine destek olsunlar" felsefesiyle kurulmuşlardı.
KENDİLERİNİ SAHİPSİZ HİSSETTİLER
Büfeden sandviç alırken tutuklanıp, ceza alan arkadaşlarının durumuna düşmek istemediler.Yapılan açıklamaya baktığımızda, gelecek kaygıları ön plana çıkıyor. "Sahipsiz" hissetmişler kendilerini. "Sırf üstümüzde tişört var diye tutuklanamayız" diyorlar. Çünkü yarın mezun olup, iş başvurusu yaptıklarında, savcılık kağıtlarında "holigan" yazabilir. Grup CK, Vamos Bien ve Unifeb... Tribünlere sadece renk aşkıyla gelip, Fenerbahçe sevgilerini, gövde gösterisine dönüştürmek isteyen, pırıl pırıl, gencecik çocuklar.
BİRİLERİ 'EMRET' DEMEYE DEVAM!
Bunu biz biliyoruz ama tek bir yönetici, başta stattan sorumlu Ömer Temelli olmak üzere, emniyete gidip ikna edici olmuyor. Avukat tutarak bu çocukların hakları savunulmuyor. Kamera görüntüleriyle olaylara karışanlarla-karışmayanların ayrılmasına çalışılmıyor.
Kimin, neden tribün kovaladığını bilecek kadar bu kulüp içindeyiz. Emirleri dinleyenler ile gönüllerini dinleyenler arasındaki farkı iyi biliriz. Tribünleri terk eden aslında Fenerbahçelilik ruhudur. Bu genç çocuklar "başkaldırının-çağın gerektirdiği vizyonun" temsilcileriydiler. Bilerek ve bilmeyerek, elendiler. Yerlerine başsallayıcılar gelecek, tribün diye bir sorun kalmayacak. Çekirdek yiyenler, "emret" demeye devam edecek.
Gürcan Bilgiç...
24 Haziran 2010 Perşembe
BU OYUNUN İÇİNDE YOKUZ

Uzun yıllardır Fenerbahçe tribününde renktaş olarak yan yana duran Vamos Bien üyeleri olarak beş yıl önce "Hasretinden Yandı Gönlüm" pankartıyla grup olarak davranmaya başlamaya karar verdiğimizde, tek amacımız, Fenerbahçe sevgisine ve tribün kültürünün zenginliğine katkıda bulunmaktı. O günden beri, beş yıl boyunca, hedefleri doğrultusunda yoğun emek harcayan grubumuz, geçtiğimiz yıl ebedi dostlarımız Grup CK ve ÜNİFEB`le omuz omuza vermek amacıyla Maraton tribününden okul tarafı kale arkası tribününe geçti.
Okul tarafı kale arkasında üç grubumuzun üyeleri arasında kurulan samimi ilişki sonucunda, "endüstriyel futbol" tarafından unutturulmaya çalışılan dostluk,paylaşım, fedakarlık ve dayanışma gibi temel değerler hayata geçirildi ve sezon boyunca bütün Fenerbahçelilerin haklı olarak gurur duyduğu önemli işlere imza atıldı. Bütün rakiplerimizi kıskandıran bir tribün zenginliği yaratıldı.
Bunca yıldır yaratılan onlarca güzelliğe rağmen, üzülerek de olsa, Vamos Bien grubu olarak bugünden itibaren tribün faaliyetlerimizi süresiz olarak askıya aldığımızı bütün renktaşlarımız, kardeşlerimiz ve dostlarımız ile paylaşmak istiyoruz.
Öncelikle,
Geçtiğimiz sezondaki Kayserispor maçı sonrasında çıkan ve aslında yasa uygulayıcılarının gereksiz ve anlamsız müdahalesi sonrasında büyüyen olaylar sonucunda içlerinde grup üyelerimizin de bulunduğu, her üç gruptan, 14 renktaşımız altı ay spor müsabakalarından men ve toplam 24 bin 38 TL para cezası aldılar. Bu cezalar grup üyelerimizin bugüne kadar aldığı ilk ceza değil. Daha öncede bu tür cezalar her üç grubun üyelerine de farklı zamanlarda uygulandı. Kayserispor maçı sonrasında verilen cezaların da tek maçlık bir yanlış anlama ve emniyetin hatalı müdahalesi sonucu gelen cezalar olarak görseydik, daha önceki haksız cezalarla hukuk yoluyla nasıl mücadele ettiysek bu cezalarla da aynı şekilde mücadele eder, gerektiğinde bütün maddi-manevi ağırlığına rağmen cezaları yüklenmekten gocunmazdık. Ancak sezon sonunda yasa uygulayıcılarının yaklaşımlarını ve kulüp yönetimimizin söz konusu yaklaşımlara karşı duyarsızlığını gördüğümüzde bunun artık bir maçlık hata değil tribünlere yönelik genel bir stratejinin parçası olduğunu açık olarak gördük.
Bugün yürürlükte olan ve çeşitli maddeleri daha da ağırlaştırılmaya çalışılan 5149 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Yasası” futbol dünyasının gerçeklerinden uzak, tribün kültürünü ortadan kaldırmak isteyen, tek taraflı hazırlanmış bir yasadır. Öznel kriterlerle, canın istediğinin suçlandığı, suçlanan kişinin savunma bile yapamadan cezalandırılmasının zeminini oluşturan bu yasa, en basit hukuk ilkelerini bile ayaklar altına alarak taraftarlara yönelik bir tehdit unsuru olarak rahatlıkla kullanılmaktadır.
Ne gariptir ki, çıkış manifestosunda sporun her tür şiddete alet edilmesine karşı çıkan ve bu konudaki hassasiyetini defalarca ispatlamış olan grubumuzun üyeleri, aleyhlerinde hiçbir delil olmadığı halde, bütün kamera görüntülerinde ve binlerce seyircinin gözünün önünde onlarca emniyet görevlisi tarafından şiddete maruz bırakıldıkları görüldükleri halde bir spor müsabakasında “şiddet uyguladıkları” iddiasıyla ceza alabilmektedir.
Buna karşılık,
Üç grubun yaptığı her güzel işi sahiplenip, kulübün resmi organlarında övünerek paylaşan, stadımızın duvarlarına yapılan güzel işlerin resimlerini asan Fenerbahçe yönetimi ise, ne yazık ki, temel hukuk kurallarına ve ilkelerine aykırı biçimde, savunma hakkı bile tanınmayan renktaşlarımızın yanında olmak yerine, sessizliğini koruma hatta haksızlığı yapanlara "teşekkür etme" yolunu seçmiştir.
Yönetimimize çok iyi bildikleri bir gerçeği tekrar hatırlatmak isteriz: Futbolun gerçek ruhunu oluşturan sayısı arttırılmış seyirci kalabalığı ya da "bindirilmiş kıtalar" değil, coşkulu tribünlerdir. Tribünler taraftarın sadece maç seyretmek için oturduğu alanlar değildir. Taraftar için tribünler, coşkunun, şenliğin, şamatanın, mizahın, yaratıcılığın, hüznün, hayal kırıklarının beraberce yaşandığı toplumsal alanlardır. Taraftarın duygusallığa dayalı bu sevgisi bugün “endüstriyel futbol” sisteminin sözcüleri tarafından “fanatizm” adı altında “suç biliminin” kavramlarıyla değerlendirilmekte, cezalandırılması gereken bir suç gibi gösterilmektedir. Parayla ölçülemeyen bu değerler, hakim piyasa sistemi tarafından "suçlanarak" dışlanmak istenmektedir. Gündelik yaşantımızın başka alanlarında da gözlemlediğimiz bir yöntemle, futbolun tümüyle bir piyasa, paranın konuştuğu alana dönüştürülmesi projesi ile sert polisiye güvenlik önlemleri beraberce geliştirilmektedir.
Fenerbahçe tribünleri bugün endüstriyel futbolun savunucuları ve sporda şiddeti önleme yasasının uygulayıcıları tarafından bir laboratuar olarak kullanılmaktadır. “Fanatizm” damgası altında, “karşılıksız sevgi”sini yaşayanlara yönelik açık bir savaş yürütülmektedir. Bu savaş ister farkında olsun ister olmasın, tribünlerimizdeki bütün taraftar gruplarını hedef almıştır. Bu tek taraflı savaşın temel amacı tribünlerin çok sesliliğini, çok renkliliğini ortadan kaldırıp; “endüstriyel futbol”ca makbul görülen, tüketmekten başka bir özelliği olmayan, piyasa kurallarına göre hareket eden, tek tip, sevgisiz, "sadece harcadığı paranın hesabını soran", bir seyirci profilini oluşturmaktır. Taraftar grupları ise anti-demokratik, hukukun en temel ilkelerine bile aykırı olan yasayla pasifize edilip, "havuç-sopa" yöntemleriyle, yönetim ve yasa uygulayıcıların sözlerinin dışına çıkmayan "uslu çocuklara" dönüştürülmek istenmektedir.
Fenerbahçe tribünlerinde başlatılan bu deneyim başarılı olursa dalga dalga diğer tribünlere de yayılacaktır. Bugünden hangi renge sevdalı olursa olsun bütün tribün emekçilerine söyleyecek tek lafımız var: " Anlatılan senin gelecekteki hikayendir!"
Ve son olarak,
Fenerbahçe tribünleri olarak dayanışmadan yoksun ve grup çıkarlarını genel tribün çıkarlarının önüne koyan bir yaklaşımla hikayenin sonunu getirmek mümkün görünmemektedir. Her geçen gün kendi içini yiyerek parça parça bir yok oluşa doğru gidilmektedir. Geçmiş deneyimlerin ışığında yaşananlar sanki tarihin tekerrürü gibidir. Birlikte davranabilme yeteneğinin gelişmesi gereken yerde ve anda tam tersi refleksler devreye girmektedir. Bu gidişin sonu bizim gideceğimiz yol değildir.
Aldığımız karar mücadeleden kaçma anlamına gelmemektedir. Sadece taşların yerlerinin sürekli değiştiği böyle bir oyunda yer almayacağımızı ifade ediyoruz. Biz böyle bir oyunda kimsenin oynayacağı bir piyon değiliz. Karşılıksız sevenler için, eğer birlik ve dayanışma yoksa, böyle bir oyunda galip gelmenin imkanı olmadığını biliyoruz.
Bu kararı alırken geride bıraktığımız süre içinde Fenerbahçe tribünleri adına olumlu, güzel ve önemli işlere imza atmanın vicdan rahatlığını yaşıyoruz.
Evlatlarına en büyük miras olarak Fenerbahçe sevgisini bırakacak olan grup üyelerimiz, bağlayıcı karar olmaksızın bundan sonra da, bireysel olarak Fenerbahçe’mizin yanında olacaklardır.
Faaliyet gösterdiğimiz sürece her zaman yanımızda olan bütün tribün gruplarımıza ve taraftarlarımıza teşekkür ederiz.
Saygılarımızla,
VAMOS BİEN
Sen hep bir numara oldun VAMOS BİEN !
BİZİ ÇILDIRTMADAN GİDİN YAAAAA !

Ne oluyor bize ? Anlamadım , anlayamıyorum. Yönetim'den yine saçma bir transfer daha. Bu sefer basketbol takımımıza. Adam yıllardır bize küfür ediyor ve biz bu adama kucak açıp bizim için kutsal sayılan o formayı bu şerefsiz adama giydiriyoruz. Yazıklar olsun size. Adam gibi bırakın gidin. Artık değerlerimizi kaybediyoruz sizin yüzünüzden. İsmini bile yazmak istemediğim bu adamı görmek istemiyorum Fenerbahçe forması içinde. Benim gibi düşünen milyonlarca taraftarımız var. Yönetime burdan seslenmek istiyorum. NE YAPMAK İSTİYORSUNUZ ? Ne kadar iyi olursa olsun bu adam ( adam değil ) alınmamalıydı. Giydirilmemeliydi o Kutsal forma. Yazıklar olsun !
6 Nisan 2010 Salı
CHEMEDYA'DAN ALINTIDIR
Neresinden tutsam olmuyor
Fenerbahçe Acıbadem'in Avrupa'daki başarısı kimleri rahatsız etti bilmem ama bir kesim Avrupa Şampiyonluğu gelmemesine çok sevindi. Çünkü Challange kupasında alınan 3.lükler gölgede kalabilirdi. Ancak bu akşam Atatürk Havalimanında gördüklerim karşısında hem duygulandım hem de aklıma dünkü Milliyet'in manşeti geldi. Avrupa'da kupa hayal diyerek kelime oyunu yapmaya kalkmışlardı. Fanatik bir şekilde Fenerbahçe'ye gönderme yapılmış...Olsun...Bu ülkede bir kesim var ki sadece Fenerbahçelilerin yaptıklarını görüyor. Bu tarz şeyler unutulur gider. Ama Fenerbahçeliysen her zaman şüphelisin.Fanatiksin. Satılmışsın...Bakış açısı bu şekilde...
Aziz Yıldırım lehine haber mi yaptın...
Aziz'in adamı...
Şekip Mosturoğlu'ndan demeç mi aldın?
Şekip bunu kullanıyor...
Ama mesela bir Galatasaray muhabiriysen çok rahat bir şekilde kalemini teslim edebilirsin...Çünkü bu doğal bir süreç zaten. Onları üzecek birşey yazamazsın. Yazarsan fişlenirsin...Alınmazsın Florya'ya...
Ama Aziz Yıldırım diktatördür onlara göre...
Galatasaray istemediği haberleri yapmayını kış kışlar...Onlar demokrattır. Liselidir. Temizdir...
Bu ülkede Fenerbahçeli gazeteci olmak çok ama çok zordur...Kulüp için şüpheli adamsın...Geçenlerde bir basın toplantısının ardından Aziz Yıldırım yanıma geldi ve medyanın çok yalan haber yaptığını söyledim. Ben de ama bu yalan haber yapıyor dediğiniz insanlar Fenerbahçeli dedim. Zaten sorun Fenerbahçelilerde dedi. Fenerbahçelilerin verdiği zararı hiç kimse vermiyor...
İşte medyanın hali bu...Fenerbahçe Acıbadem'in başarısına bile tahammülü olmayan insanlar, federayon başkanını gazlayan spor müdürleri, kişisel çekişmelerini gazete sutunlarına yansıtanlar... Hep kısır çekişme...Hep negatifi arayan bir medya...
(Resim için Doğukan'a teşekkürler.Bu resimde de görülüyor ki ofsayt çizgisi sürekli yamuk...Ve aynı zamanda manipüle edici)
Ya yayıncı kuruluş? Onlara söyleyecek sözüm kalmadı...Temizliği yeterince yapamadıkları için bana göre bu dönem maddi olarak çok sıkıntılı günler yaşayacaklar...Mesela ben bundan birkaç gün önce Lig Tv'mi iptal ettirdim. Çünkü bıktım usandım saçma sapan ve taraflı maç yayınlarından...Yamuk çizilen ofsayt çizgilerinden, işlerine gelen pozisyonları tekrar edip işlerine gelmeyenleri tekrar etmemelerinden, bugün Sivasspor- Galatasaray maçında olduğu gibi (Barış'ın kırmızısı) işlerine gelmeyen pozisyonları özetlere koymamalarından...Aptal değilim bu saçmalıklara her ay 100 Tl verecek kadar...Temizliği yaptıkları zaman üyeliğimi yenileceğim...Ama onlar 3-5 sivri sineği öldürerek bataklığı kurutamayacaklarını öğrendikleri zaman yeniden arayacağım üyelik için....
Aziz Yıldırım lehine haber mi yaptın...
Aziz'in adamı...

Şekip Mosturoğlu'ndan demeç mi aldın?
Şekip bunu kullanıyor...
Ama mesela bir Galatasaray muhabiriysen çok rahat bir şekilde kalemini teslim edebilirsin...Çünkü bu doğal bir süreç zaten. Onları üzecek birşey yazamazsın. Yazarsan fişlenirsin...Alınmazsın Florya'ya...
Ama Aziz Yıldırım diktatördür onlara göre...
Galatasaray istemediği haberleri yapmayını kış kışlar...Onlar demokrattır. Liselidir. Temizdir...
Bu ülkede Fenerbahçeli gazeteci olmak çok ama çok zordur...Kulüp için şüpheli adamsın...Geçenlerde bir basın toplantısının ardından Aziz Yıldırım yanıma geldi ve medyanın çok yalan haber yaptığını söyledim. Ben de ama bu yalan haber yapıyor dediğiniz insanlar Fenerbahçeli dedim. Zaten sorun Fenerbahçelilerde dedi. Fenerbahçelilerin verdiği zararı hiç kimse vermiyor...
İşte medyanın hali bu...Fenerbahçe Acıbadem'in başarısına bile tahammülü olmayan insanlar, federayon başkanını gazlayan spor müdürleri, kişisel çekişmelerini gazete sutunlarına yansıtanlar... Hep kısır çekişme...Hep negatifi arayan bir medya...
(Resim için Doğukan'a teşekkürler.Bu resimde de görülüyor ki ofsayt çizgisi sürekli yamuk...Ve aynı zamanda manipüle edici)Ya yayıncı kuruluş? Onlara söyleyecek sözüm kalmadı...Temizliği yeterince yapamadıkları için bana göre bu dönem maddi olarak çok sıkıntılı günler yaşayacaklar...Mesela ben bundan birkaç gün önce Lig Tv'mi iptal ettirdim. Çünkü bıktım usandım saçma sapan ve taraflı maç yayınlarından...Yamuk çizilen ofsayt çizgilerinden, işlerine gelen pozisyonları tekrar edip işlerine gelmeyenleri tekrar etmemelerinden, bugün Sivasspor- Galatasaray maçında olduğu gibi (Barış'ın kırmızısı) işlerine gelmeyen pozisyonları özetlere koymamalarından...Aptal değilim bu saçmalıklara her ay 100 Tl verecek kadar...Temizliği yaptıkları zaman üyeliğimi yenileceğim...Ama onlar 3-5 sivri sineği öldürerek bataklığı kurutamayacaklarını öğrendikleri zaman yeniden arayacağım üyelik için....
.
23 Mart 2010 Salı
GÜLE GÜLE BÜYÜK BAŞKAN

Seni hep bu fotoğraftaki gibi hatırlayacağız. Seni bu alkışlarınla unutmayacağız. Türk futboluna çok şeyler verdin beyefendi kişiliğinle ,dürüstlüğünle. Bir fenerbahçe maçında yenildiğin halde rakibinin almış olduğu skoru alkışlayacak kadar adam gibi adamdın. Allah rahmet eylesin , toprağın bol olsun...
18 Mart 2010 Perşembe
GİTSİNLER , KALSINLAR

Fenerbahçe'de kötü gidiş sürüyor. Takım 1 maç kazanıyor 1 maç kaybediyor. Sahada ruhsuz futbolcular var, isteksiz futbolcular var, mücadele etmeyen futbolcular var. Var da var. Takımımızda sezon sonunda gitsin kalsın değerlendirmesi yapmak istiyorum ;
Volkan Demirel : Gitmesin. Gayet iyi bir kaleci. Ve hatta iyi bir savunma hattıyla kolay kolay gol bile yemez.
Gökhan Gönül : Yoruma gerek yok. Kalsın.
Bilica : Pimi çekili el bombası. Gitsin.
Lugano : Yazın çok teklif var onları değerlendireceğim diye gitti. Daha sonra 2-3 ay tatil yaptı ve hiçbirşey olmamış gibi geri döndü. Fenerbahçe'de hemen kaptı. Gitsin veya kalsın diyemem net şekilde ama gidersede neden gitti demem.
Santos : Kararsızım.
Mehmet Topuz : Şu ana kadar Fenerbahçe'ye kazandırdığı bişey yok ama bir sene daha şans verilmeli. Herşeye rağmen kalsın.
Emre : Yoruma gerek yok. Kalsın.
Cristian : Selçuk ve Deniz'den hiçbir artısı yok bana göre. Gitsin.
Özer : Yoruma gerek yok. Kalsın.
Alex: Zor soru ama artık gitse de sistem değiştirsek. Gitmezse sistemin değişeceği yok.
Guiza : Şu dakika gitsin.
Semih : Fenerbahçe'nin forveti olacak kapasitesi yok. Gitsin.
Gökhan Ünal : Neden alındığı tam bir muamma. Gitsin.
Vederson : Arada orta yapıyor, arada frikikten kaleyi buluyor diye yıllardır takımda. Gitsin.
Selçuk : Yeter artık yıllardır takımdasın. Gitsin.
Deniz : Bu gece gitsin.
Uğur Boral : Fenerbahçe'de değeri sakatlanınca anlaşıldı. Bana göre kalmalı. Kalsın.
Deivid : Artık gitsin.
Ali Bilgin : Neden aldık ki zaten! Gitsin.
Bekir : Gitsin. Ne faydası olacak ki Fenerbahçe'ye.
Volkan Babacan : Fenerbahçe'nin yedeği daha iyi bir isim olmalıdır. Gitsin.
Daum : Gitsin. İstanbul sınırlarına girişi yasaklansın.
Aziz Yıldırım ve Yönetimi : Gitsin.
Durum net bir şekilde ortada. Bir 2 isim dışında bu kararlara itiraz edecek Fenerbahçeli yoktur sanırım.
26 Şubat 2010 Cuma

Daha iş bitmedi Lig Tv
Fenerbahçe taraftarı yıllardır Lig tv'de olanlar için sesin duyurmaya çalışıyor. Bu uğurda tam 8 yıldır gizliden veya açıktan sürdürülen bir savaş var. Bu süreçte Lig Tv aleyhine açılan pankartlar, Antu'dan yürütülen kampanyalar, Fenerbahçe spor kulübü tarafından yürütülen görüşmeler oldu.
Yıllardır süren bu protestoyu küçümsemek isteyenler, Lig TV'nin her takıma eşit derecede uzak olduğunu söylediler...Oysa durum hiçte öyle değildi...Bugün değişiyoruz diyen Lig Tv'de sorunlar hala devam ediyor. Bunların takipçisi olacağız...
Bugün Erman Toroğlu'nun yazılarını dikkatli takip edenler ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklar. Bunun da ötesinde Lig tv'nin ihale öncesi ve sonrası yayınlarını izleyenler de benim meramımı çok daha iyi anlayacaklardır. Neydi derdimiz?
1- Musa Çözen'in taraflı bir rej yaptığı: Bu konuda Erman Toroğlu geçtiğimiz günlerde bir itirafta bulundu ve gösterilmeyen bir pozisyon hakkında şöyle dedi, "Bu pozisyon Beşiktaş aleyhine olsa 8 kez gösterilirdi. Beşiktaş lehine olunca 1 kere lütfen gösterildi" Bu sorun hala devam ediyor. Örneğin Fenerbahçe- Bursaspor maçında Volkan'ın dirseği sadece 1 kez gösterildi. Bu dirseği atan bir Fenerbahçeli olsaydı defalarca gösterilecekti. Musa Çözen konusu mutlaka çözülmeli...
2-Maraton sorunu: Maraton'da ligin manipüle edildiğini söyledim durdum sürekli...Oradan yapılan yorumlardan hakemler de, Federasyon kurulları da etkileniyordu...Cezalar neredeyse Maraton'da Erman Toroğlu'nun ağzından çıkan rakama göre belirleniyordu. Bundan da en çok zararı hep Fenerbahçe gördü...İhale bitene kadar devam eder bunlar dedim bu blogta uzun
süre...Gerçekten de ihale bitti ve Lig Tv'de değişim başladı... Demek ki bazı şeyler kasıtlı ve bilinçli yapılıyormuş...
3- Maç özetleri: Lig Tv'de maç özetleri bir ultraaslan üyesine emanet edilmiş durumda. Bunu yıllardır her platformda vurguladım. Hatta daha da ileri giderek söyleyeyim bu insanla Murat Murathanoğlu, maç özetlerinde taraflı davranıldığı gerekçesiyle tekme tokat kavga bile ettiler. Bundan 3 yıl önce Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe-Galatasaray(2-0) maçındaki maç özetinde inanılmaz bir manipülasyon yapılmıştı. Sadece Galatasaray aleyhine olan olaylar özete konulmuştu. Bu işin uç noktası o gün olmuştu. Sürekli olarak manipüle edildi görüntüler. Bugün bu sorun da hala devam ediyor...
10 Şubat 2010 Çarşamba
TEŞEKKÜRLER CHEMEDYA

Blogları gezerken chemedya'daki bu yazıyı okudum ve çok hoşuma gitti. Paylaşmak istedim çünkü duygulara tercüman olan bir yazı olmuş. Tekrar teşekkürler chemedya..
Haftaya Şöyle Bir Baktım da...
Bazen öyle garip yorumlar yapılıyor ki şaşırıp kalıyoruz ancak bu yorumu yapan duayenlerimiz olduğu için bir bildikleri vardır diyerek susuyoruz. Örneğin total futbolun ne olduğunu öğrendik geçtiğimiz günlerde. 10 kişiyle savunma yapıp rakibe bol faul yapınca buna total futbol deniliyormuş...Hıncal Uluç öyle diyor...Ben daha çömezim. 74 Dünya kupasını da izlemedim. Total futbolun Barcelona'nın, zamanında Ajax'ın oynadığı futbol olduğunu sanıyordum. Meğer Diyarbakırspor total futbol oynuyormuş...Öğreniyoruz...Her geçen gün birşeyler daha öğreniyoruz...
Eğer ki Galatasaray'ın rakipleri sert oynamaya başlamışsa vay halimize...Türkiye'de yıldız oyuncusu olan tek kulüp Galatasaray'dır...Bu nedenle de tekmeler sadece Galatasaraylı futbolculara atılmaktadır. Bilin ki Galatasaray o sıralar pek iyi gitmiyordur ve ufaktan hakem yardımına ihtiyacı vardır. Yıllardır değişmez bu...Bugün Haldun Üstünel, Aziz Yıldırım'ı eleştirirken bile Kulüpler Birliği Başkanı olarak yıldız futbolcuları(mızı) korumak için konuşmalı demiş. Aman Aziz Yıldırım...Sakın başka yıldız futbolcuları korumak için konuşmayın. Galatasaraylı yıldızların korunması için konuşun sadece...
Peki Galatasaray böyle açıklamalarla hakemleri etkilerken eşi Adnan Polat'ın dergisinde çalışan Serhat Ulueren ne yapıyor? Tabi ki Başkan'ın sözlerini destekliyor...Kasap futbolcular klibi yapıyor. Peki bu klipte kimler var? Doğal olarak bu ülkenin en sert oynayan ve katı savunma yapan takımı var...Fenerbahçe'nin savunmacıları Lugano ve Bilica kasap futbolcular klibinin başrol oyuncuları... Adamlar haklı...Alex'in bu kadar çok sarı kart giydiği ortamda 0 (sıfır) sarı kart ile oynayan Servet'i mi o klibe koyacaklardı? Zaten hedef kutsal amaca hizmet...Bu arada Kanaltürk'ün ekranlarında ekstradan bilinç altına Lugano ve Bilica'nın kasap olduğunu da ekleseler ne olacak sanki...Nasılsa yıllardır bin türlü dümen yaptılar ve hala bu ülkenin saygın kanallarında müdürlük yapıyorlar...Yerleri sağlam...
Bu ülkede her kulübün iki maçı var...İkisi de Fenerbahçe ile. Bu söz Nihat Genç'e ait...Bu hafta Tolunay Kaskas'ın penaltılarını vermeyen ve kendilerini 10 kişi bırakan hakeme karşı tek kelime etmeyişiydi. Oysa Türk Futbolu'nun en kültürlü(!) adamı resimde görüldüğü gibi her Fenerbahçe maçından sonra sahaya dalıp hakeme saldırmasıyla tüm Fenerbahçelilerin kalbinde ayrı bir yere sahip. Konu eski takımı olunca Tolunay'ın sakinliği gerçekten de beni çok mutlu etti...
9 Şubat 2010 Salı
FORMA AŞKI BUDUR İŞTE !

İnsan 9 Aylık Yavrusunu Betona Atar mı ?
11 Haziaran 1980'de Rahmetli İslam Çupi Lefter ile röportaj yapar.Küçücük bir bölümü :
Fenerbahçe formasını uzun yıllar giymekten ötürü bir gün geldi kanıksadın mı ? Daha Kestirme bir deyimle "öf bee ! Artık bu forma benim sırtımı sıktı" dediğin oldu mu ?
-İnsan kucağındaki 9 aylık yavrusunu betonun üzerine atıp beynini paramparça eder mi ? Ben Fenerbahçe formasını sırtımda değil,başımda taşıdım.40 yaşında idim..Ogün'ü transfer etmişlerdi.Fikret Arıcan'la bir gün açık açık konuştum."Abi" dedim."Takım kaptanıyım.Yenetkli bir genç transfer ettiniz.Ben Lefter olarak ,"Ya ben ya Ogün" dersem bu gence yazık olur.İzin verin futbolu bırakayım".Fikret abimin bu isteğime cevabı şöyle oldu : "Hayır bırakamazsın.Biz Lefter'siz bir Fenerbahçe'yi tribünlere anlatamayız.15 kişinin Kadıköy'e yürüyüp Fenerbahçe Kulübünü yakmasını mı istiyorsun ? " Ben Fenerbahçe formasını her zaman "Tanrı uzun ömürler versin" aşkı ve anlayışı içinde giydim.
Fenerinbahcesi.blogspot.com dan alıntıdır..
8 Şubat 2010 Pazartesi
İŞİNE GELİNCE " YUMUŞAKLAR " GELMEYİNCE " KASAPLAR " !!

"Şunu görüyorum ki saha içinde tabir çok hoşuma gitmese de “kasap” diye taraftar tarafından adlandırılan futbolcular çok vicdansızca yıldız futbolcuları tekmeleyerek durdurmaya çalışıyorlar..!!"
Adnan Polat
Kardeşim adamların başkanı akıllı, bizimki gibi iş işten geçtikten sonra değil zoru görünce başlatıyor yangını..!!
Şimdi devre arası transfer şampiyonu(o da ne demekse.!) ama forvetsiz Galatasaray'ın başkanı ve yardımcısının yaptıkları "yıldız futbolcu korunmalı.!" açıklamaları, hatta Adnan Polat'ın daha da abartarak demecinde "kasap" tabirini de kullanması maçtan önce olası yenilgiye kılıf olacaktır..!!
Çıkıpta hiçbir Galatasaray'lı "kardeşim bu takımda zaten mevcut forvetlerimiz sakat, sen gittin mal bir kaleciyi tutmak adına eldeki tek forveti de yolladın.!" diyemediği-diyemeyeceği için olası suçlu-suçlular belli, Antalyaspor'lu ve Kayserispor'lu futbolcular ve onların sertliklerine göz yuman hakemler..!!
Kayserispor ve Galatasaray arasında Ali Turan transferi ile başlayan gerginlik, Galatasaray'lıların açıklamalarına Kayserispor'un resmi sitesinden verdiği cevapla iyice gerilip tuhaflaştı, inşallah akşamki maçta daha da saçmalayıp işin içine sıçmazlar..!!
"Merkez hakem komitesi’ni ve hakemleri uyarmak sayın Adnan Polat’ın hakkı değildir. Bu açıklamalar bir hak arayışı olamaz, olsa olsa bir haksızlık isteğidir. Sayın Polat bilmelidir ki, yıldız oyuncuya sahip tek kulüp Galatasaray değildir. Her zor maçtan önce rakibi, hakemi baskı altında tutma gayreti, futbola zarar vermekten başka bir şey olamaz..!!"
Kayserispor Kulübü
Ulan aslında Erman Toroğlu Maratonda devam etseydi bu malzemelerle ne bombalar yapardı bea..!?
Tamche'den alıntıdır.. Kalemine sağlık tamche....
5 Şubat 2010 Cuma
HASRETİ DİNDİRMEK İÇİN SAVAŞIYORLAR

Müthiş bir maçtı. Herşeyden önce oynanan futbol içimizi ısıttı. İnanılmaz futbol oynayan bir Fenerbahçe vardı akşam. Bursa sporu sahasına hapsetmiş , ayağında top tutturmayan bir Fenerbahçe vardı sahada. Özlemişiz böyle oynayan takımımızı. Kaldıki tribündeki taraftar mest olmuş bir vaziyette , sesleri yırtılırcasına tezahüratlarını ve Fenerbahçe sevgilerini haykırıyorlardı. Dün gece taraftar bile ayrı bir güzeldi. Herkes tek ses tek yürek olmuş o kadar güzel bağırıyorlardıki inanın maçın bitmesini istemedim. Yağan kar sanki onlara dahada bir enerji veriyordu sanki. Sahada Fenerbahçe tribünde taraftar tek vücüd olmuşlardı. Ben bir kez daha anladım , Fenerbahçenin taraftarı tribünü doldurunca daha farklı oynuyor. Burdan yönetimimize ricada bulunuyorum , gördünüz dün akşamki tribünün ve Fenerbahçemizin halini. Artık lütfen bilet ücretlerinde indirime gidin. Bursa spor maçının kale arkası bilet ücreti 22 tl idi. Bundan sonrada bu olsun. En azından kale arkası fiyatları bu şekilde kalsın. Oraya gelir seviyesi düşük kişiler ve öğrenci arkadaşlarımız geliyorlar. Ne onları Fenerbahçemizden ayrı nede Fenerbahçemizi onlardan ayrı bırakın. Zaten öbür türlü olunca bişey değişmiyor. taraftar gitmeyince hasılat düşüyor ama bir yerden bilet ücretlerini düşük tutup taraftar gelince , hem hasılat çoğalıyor hem güzel bir görüntü ve takımımız çoşuyor. Fark bundan ibaret. Şimdi iş size düşüyor sevgili yöneticilerimiz. Futbol tribünler dolunca güzel.
2 Şubat 2010 Salı
BU SENE BİZİM

Artık alalım şu boktan kupayı. Alalımki sussun artık çeneler. Bıktık artık kaç senedir alamıyorsunuz bu kupayı. Sen gördünmü len bu kupayı gibi geyiklerden. Alalımki bizde rahatlayım. Zaten bu kupa sırf FENERBAHÇE bilmem kaç yıldır alamıyor diye kıymete bindi. Yoksa çok albenisi olan bir kupa değil. Bütün avrupada ( özellikle büyük takımlar ) yedek ağırlıklı çıkarlar bu maçlara ve dediğim gibi pek albenisi olan bir kupa değildir. Sadece anadolu takımlarının avrupaya gidebilme adına canını dişine takıp kazanmak için kıçını yırtıkları bir turnuvadır. Ama bu sene biz alalım. İki kupayı getirin bize canımızı verelim size !!!
20 Ocak 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)

