11 Eylül 2009 Cuma

Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim

Cayır cayır yandık yıllarca. Yada sucuk gibi ıslandık. Bana mısın demedik. Normali oydu çünkü. Stad dediğinin üstü açık olurdu. Yanmak istemeyen, ıslanmayı sevmeyen evinde otururdu. Sonra birgün üstünü kapattılar. "Vaaay ulan" dedik.. "Ne lüksler varmış bu tribün aleminde, haberimiz yokmuş". Çok beğendik, delirdik. Bundan iyisi herhalde olmaz diye düşündük. Sonra birgün üstü kapatan o izocamvari nesnenin ön tarafına "Şampiyon Fenerbahçe" yazdılar. Üstüne üstlük, bu iki kelimenin arasına bir de arma koydular. Hidayete erdik zannettik. Öyle ya.. Daha ne yapılabilirdi ki, bundan güzel bir tribün sittin sene olmazdı artık. Son noktaydı. Sonra bir başka gün, karşıdaki numaralının tribünlerine koltuklarla Fenerbahçe yazdılar. Şeref tribününün bize göre soluna Fener, sağına Bahçe. Küçük dilimizi yutuyoruz sandık. Bernabeu bile ancak bu kadar güzeldir herhalde dedik. Bernabeu'yu kaç kere görüyorduk ki zaten. İnternet mi vardı Allasen.. Yani diyeceğim o ki, tahta sıra varken 32.000, koltuklar konunca 28.000 kapasiteli o "Fenerbahçe Stadını" ve o "Maraton" tribününü biz kalbimizden hiç silemedik. Evet, gördük yıllar sonra, o küçük dilimizi yutturan şeyler devede kulak değil, kulakta pireymiş. Evet, gördük yıllar sonra "stad" dediğin hadisede aslında daha ne lüksler olabilirmiş. Ama yine de "ille de o stad, ille de o maraton" dedik bir yanımızdan gizli gizli.. Velhasıl... Biz seni hiç unutmadık maraton. Ama hiç.. Çünkü biz seni unutmak için sevmedik be maraton.. Öyle sevdik, böyle sevdik, şöyle sevdik, ama unutmak için sevmedik...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUNLARI DA TAKİP EDİN

Bu Blogda Ara

İzleyiciler