3 Ağustos 2009 Pazartesi

27 TEMMUZ 2009 PAZARTESI

Bir Tezahürata Özlem

Hafızamızın hatırladığı ilk tribün tanışıklığımız 1978 yılında oldu bizim. Ondan öncesi de var diyor büyüklerimiz, omuzlarından seyrettiğimiz.. Ama onları hafızamız gözümüzün önüne getirmiyor. Dolayısıyla saymıyoruz onları. 78'den beri sayıyoruz.. Velhasıl çocukluk dönemimiz tribünleri 70'lerin sonu, 80'lerin başıydı. Gençlik çağına ilk adım atış dönemimiz tribünleri 80'lerin ortaları, hızlı gençlik dönemimiz tribünleri de 80'lerin sonları ve 90'lardı..

Şimdilerde en çok pişman olduğumuz şey, gittiğimiz maçların tarih ve skorlarını bir deftere not düşmemiş olmak. Şimdiki aklımız olsa, 1978'deki o ilk Fenerbahçe-PSV maçından itibaren gittiğimiz her maçı yazardık. Kimbilir kaç İnönü, kaç Ali Sami Yen, kaç Kadıköy, kaç Spor Sergi, kaç Abdi İpekçi, kaç Burhan Felek maçı olurdu.. Ama yazmamışız işte, geçti artık Bor'un pazarı...

Bunlardan neden bahsediyorum ? Çok ama çok özlediğim bir tezahüratı yad etmek için.. Ey sevgili dostlar.. Eskiden klasik mi klasik bir tezahürat vardı. Bestesi-güftesi falan yoktu. Melodisi de yoktu. Gönül vereceği takımla yeni tanışan tüm çocukların, taraftarlık müessesesine adım atacak tüm adayların ilk öğrendiği tezahürattı belki de.. Oturup da düşünülerek yazılmamıştı. Zaten yazılacak bir yanı da yoktu. Maç esnasında kararlaştırılıp söylenmezdi de. İçten gelirdi, hançere patlatırdı.. Stadın herhangi bir yerinden fırlar, 2 saniyede tüm stadı sarardı. Takım baskı kurmuş, iyi bir atak yapmış, gol pozisyonuna girmiş ama top auta gitmişse, bir anda bütün tribünleri tek ses olarak haykırtırdı.. Salonda çok önemli bir anda gelen 3'lükten sonra, yada bir smaçtan sonra birdenbire dillerden dökülürdü. Dedik ya, oturulup da düşünülmezdi bunu bağırmak. Zaten kendisi gelirdi. En içinizden, en kalbinizden dökülür bir şekilde..

Evet, dünyanın en klasik tezahüratından bahsediyorum. 3 alkışla süslenen takım adı haykırışından bahsediyorum. Kitlenin sözleşmeden haykırdığı;

Feener (...) Feener (...)

tezahüratından bahsediyorum. Evet eskiden böyle bir şey vardı. En gaza gelinmesi gereken yerde kendiliğinden patlardı. Hepi topu 8-10 saniye sürerdi-sürmezdi. Ama elektriği hem tribündeki kitleyi, hem de sahadaki oyuncuları korkunç etkilerdi..

Bugün Fenerbahçe tribünlerinde malesef bu klasik yok olmuştur. Artık söylenmemektedir. Daha doğrusu bir yanardağ gibi bu tezahürat patlamamaktadır artık. Diğer tribünler için ahkam kesmiş gibi olmayayım ancak tv'den gördüğüm kadarıyla Galatasaray ve Beşiktaş tribünlerinde de nadirleşmiştir bu klasik. Ama onlarda tamamen bitmemiş görebildiğim kadarıyla. Zaman zaman bu şekilde bağırılıyor zannedersem.. Ama kendi tribünümde malesef kalmadı.. Bugün dünyanın hemen her tribününde varlığını koruyan, en gerekli yerlerde, en gaza gelinen durumlarda Real Madrid'lilerin "Maadrid (...) Maadrid (...)", Juventus'luların "Juuve (...) Juuve (...)", Milan'lıların "Miilan (...) Miilan (...)", İnter'lilerin "İnter (...) İnter (...)", Barcelona'lıların "Barca (...) Barca (...)" diye haykırdıkları ritüel, bizde varlığını çoktan kaybetti.. Malesef..

Bunları yermek yada yargılamak adına yazmıyorum. Özlediğim için yazıyorum. 1-0 geride olduğun ve atak üzerine atak yapıp rakibi boğduğun anda bir volkan gibi patlayan "FEENER (...) FEENER (...)" tezahüratını haykıramadığım için yazıyorum. Keşke dönse tribünlere.. Keşke yine haykırsak.. Sözleşmeden, planlamadan.. En içten, en kalpten, en candan gelen şekliyle dillerimizden dökülse, tüm Kadıköy'ü sarsa.. Keşke...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUNLARI DA TAKİP EDİN

Bu Blogda Ara

İzleyiciler